Aptal Aşık 13 / Büyük Hata

Ve büyük günün arifesi…

İnsanlar bu özel ve belki hayatlarının en anlamlı sayılabilecek günlerinden birinde en kötü ne konuşabilir ki?

Saçımı nasıl yaptırayım?

Hangi renk oje sürsem ki acaba?

Makyajım abartılı mı olsa yoksa hafif mi olmalı sence?

Fotoğraflarda nasıl poz verelim?

Balayında yemenin içmenin dibine vuralım mı?

Deniz, kum, güneş… Tatil…

Çok güzel olacak çoook…

Gelinliğim çok güzel oldu, sen de damatlık içinde prens gibi olacaksın…

….

Sanıyorsunuz ama değil maalesef!

O büyük gün geldi çattı ama ben neden hala bir takım olayları sorgularken buluyorum kendimi?

Nasıl sorgulamayayım ki?

İstanbul’dan düğünümüz olacak diye sabahın köründe kalk, bütün sülale şehir dışına git, ne arayan soran ne de kıçını kaldırıp karşılamaya gelen birileri var ortada…

Ne büyük tezatlık aileler arasında!

Ben ne yapıyordum?

Beni istemeyen, aileme saygı duymayan bir aileye gelin mi oluyordum?

Benim ailem böyle bir durumda otobüs kaldırıp, aile büyükleri karşılamaya gider, organizasyonu konuşur, misafirlerin kendini yabancı hissetmemesi için ellerinden gelenin kat ve kat fazlasını yapardı. Günler öncesinden herşeyin programı yapışmış olurdu.

Çok mu şey bekliyordum acaba?

Kendini düşünmek dışında birşey yapmayan insanlardan sanırım çok fazla şey bekliyordum.

Derken; beyimiz göründü ta uzaklardan. Sallana sallana geliyordu…

Gelen misafirlerin nasıl varacağı, bizim nereye gideceğimiz, ne yapacağımız ile ilgili hiçbir fikri yoktu. Benim şalterler attı tabi! Bu ne küstahlıktı. Biz kız mı alıyorduk anlamadım?

Yani olayların gidişatına baktığımızda sanırım biz erkek tarafı oluyorduk.

Düşünsenize; anaanneniz, dedeniz, teyzeleriniz, dayılarınız, kuzenleriniz, en yakın arkadaşlarınız… Hepsi orda ve karşılamaya gelen kimse olmadığı gibi nasıl gideceklerini düşünen kimse de yok. Babam ve amcamlar tahmin edip gelmişlerdi neyse ki ortalık karışmadan bütün misafirleri alıp gittiler.

Abim, yengem, teyzem ve biz evlendikten sonra oturacağımız eve gittik. Ben de film koptu. Ortalık fırtına kıyamet…

‘Bu ne sorumsuzluk! Biz evleniyoruz, bir sürü insan sırf anne-babama duydukları saygıdan ve bize olan sevgilerinden sabahın köründe buraya geliyorlar. Ama senin ailenden saygı gösterip kimse karşılamaya bile gelmiyor. Bu kadar terbiyesizlik olmaz. Bu insanlar nasıl varacaklar gidecekleri yere? Sen bunu nasıl düşünmezsin!’

Yüzü kıpkırmızı tabi…

‘Günün geri kalanı ve düğün günü ile ilgili bir program yapmadan sakın beni arama!’

dedim ve abimlerle birlikte kendi evimize geldik. O kaldı öyle… Yüzünü bile görmek istemiyordum. Bu ne rahatlıktı böyle?

Evimizin üst katında sinirden ağlıyordum. Gözlerim kıpkırmızı olmuştu. Babamın belli etmese de içten içe ne kadar sinirlendiğini ve üzüldüğünü ben anlayabiliyordum.

Abimin ve yengemin tek söylediği şey ilerleyen saatlerde;

‘Senem evlenmek zorunda değilsin, kimseye bir açıklama yapmak zorunda da değilsin. Hemen şimdi kalkıp Kıbrıs’ a gidip dönmeyebiliriz.’

Düşünüyordum…

Annemin binbir zorlukla hazırlayıp serdiği çeyize bile salonda çay keyfi yapıp gelmeyen bir kayınvalide, (ki aynı kayınvalide ilerleyen zamanlarda doğmamış torununa bile beddua edecektir.) bilmem kaçıncı kocası ile evlenen ilgi manyağı görümce, karşılamaya bile gelmeyen sonradan görme sülale ve hiçbirşeyin organizasyonunu yapmayan, yapamayan ve bunun için özür bile dilemeyen bir adam ile mi evlenecektim ben?

Evren ne güzel sinyaller gönderiyor aslında ama anlayabilene!

Uyumuşum bir ara yorgunluktan…

Kalktığımda ailesi ile birlikte gelmiş düğün günü neler yapılacağını anlatıyorlardı.

Neymiş oranın adetlerine göre; önce beni ailesi babaevinden alacakmış, sonra onu babaevinden alacakmışız.

Çok komik değil mi?

Babam orda çok güzel laf soktu.

‘Pardon da biz kız mı alıyoruz? Oğlunuz buraya gelecek, kızımızı benim kolumdan alacak. Sonra büyüklerin elini mi öpüyorlar ne yapıyorlar yaparlar.’

O zamana kadar adetlerine çok bağlı olan aile nasıl olduysa ‘Tamam.’dedi.

Ben hala ikna olmamıştım tabi ve çok sinirliydim.

Ertesi gün düğünümüz vardı ve bizim konuştuğumuz şeylere bakın!

Adetleri gereği; çok paraları varmış gibi bir de mahallenin alkolik gençlerini içirecekmişiz. Ne zaman isterlerse o zaman geçmemiz için izin vereceklermiş.

Allah’ım nereye düştük biz?

Oldum olası baskı altında yanlış kararlar verip, hata yapan biri olarak ki bir çoğumuz böyleyizdir eminim, çok büyük bir hata yapmak üzereydim. Bakmayın şimdilerde tecrübe dediğime, hayatımın en büyük hatasını yapmama saatler kalmıştı.

Ertesi gün vereceğim ‘Evet’ cevabının; ödediğim ve hala ödemeye devam ettiğim borçlar yüzünden hayatımı en az beş yıl geri atacağını düşünmemiştim. Bırakın maddiyatı bir kenara, sırf yaşattığı psikolojik baskı yüzünden yirmi yıl bile geri gitmiş olabilirim…

Sabah ola hayrola…

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!