Aptal Aşık 14 / Düğün

Büyük günün sabahı…

Vay be!!!

Sonunda geldi çattı o beklenen tarih.

05.05.2015

Hayatımın dönüm noktası…

‘Bekarlık sultanlıktır.’ deyimindeki sultanlık döneminin bittiği son gün ve aşk ile dolu yeni bir döneme başladığımızı düşündüğümüz o tarih…

Sadece ‘Evet’ gibi tek bir kelimenin hayatımı en az beş yıl geriye atacağını ve beni içinden çıkılmaz dertlere sürükleyeceğini düşünmediğim o uğursuz tarih…

Ne hayallerimiz vardı bizim. Çok mutlu olup, birbirimize hep aşk ile bakacaktık. Eylül ve Kartal isminde çocuklarımız olacaktı, anne ve babası gibi Beşiktaş’lı olacaklardı. Birlikte yaşlanacaktık, torunlarımız olacaktı. Onlara büyük aşk hikayemizi anlayacaktık.

Peki ya şimdi?

Parçalanmış iki hayat…

Yaşanılan kocaman hayal kırıklıkları…

05.05.2015

Bütün gece heyecan içinde kıvrandıktan sonra sabah uyandık ve ailece kahvaltı yaptık. Artık yavaştan yavaştan hazırlanmaya başlamamız gerekiyordu. Çünkü birazdan ruh eşim gelecek, bizi kuaföre bırakıp kendi hazırlıklarını tamamlayacaktı. Kapının arkasında duran özel tasarım gelinliğimi, ayakkabımı, çiçeğimi, duvağımı ve yanıma alacaklarımı hazırladıktan sonra aşağıya indim. En yakın arkadaşım ve kuzenimde hazırlıklarını tamamladıktan sonra yanıma geldiler.

İşte geliyordu, hayatımın anlamı geliyordu. Nasıl güzel bir heyecandı bu, nasıl büyük bir mutluluktu.

Bizi aldı ve kuaföre bıraktı, hazırlıklar başlamıştı…

Saçlarımı arkada topuz yapıp harika bir makyaj yaptılar önce, sonra manikür pedikür derken en son gelinliğimi giydim. Artık hazırdım. O bembeyaz gelinliğin içinde kimsenin çirkin olma şansı yok diye düşündüm. Tam tamına 98 kilo olmuştum. Gelinliği arkadan sıktıkça yağlarım da pörtlüyordu. Ama o görüntüye rağmen çok güzel görünüyordum.

Sonra O’nu gördüm. Damatlık bir insana bu kadar mı yakışırdı? O uzun boyuna ne de güzel yakışmıştı siyah damatlık. Her zamanki gibi aşk ile bakarken gözleri gülüyordu. Bu adam nasıl böyle güzel kalabilmişti?
O’nu her gördüğümde tekrar aşık oluyordum sanki…

Aile bireylerinin de hazırlıkları tamamlandıktan sonra arabaya binip Manyas Kuş Cenneti’ne gittik fotoğraf çekimi için. Tam bir cennetti burası! Sineklerin istilasına uğramasaydık daha iyi olabilirdi ama olan olmuştu bir kere. Gerçi o kareler için de değerdi.

Çekimler bittikten sonra artık onların saçma sapan ve gereksiz adetlerini yerine getirmeye gelmişti sıra…

Bulundukları yerin girişine kendini bilmez iki üç tane genç yolun ortasına oturmuş alkol istiyorlardı. Ayranları yok içmeye, bıraksan akşama kadar içecekler. Bekle bekle kalkmıyorlar. Yaklaşık kırk beş dakika bekledikten sonra sinirlendim artık ve söylenmeye başladım. Ya kalkacaklardı ya da düğün olmayacaktı. İşimiz yok adamların keyfini bekliyorduk. Derken; yengesi ordan bizim az bile beklediğimizi söylüyordu, geçenlerde bir düğün konvoyunu üç saat bekletmişler. Hayatta işim olmazdı zaten yeterince geç kalmıştık.

Sonra kalktılar neyse onların evine gittik önce imam nikahı kıyıldı sonra baba evine gittik. Hayatımın en duygusal anlarından biriydi sanırım. Abimin kırmızı kuşağı bağladığı sırada bana sarılışını unutamam. Sonra hep beraber düğün salonuna gittik. Yine her zamanki gibi bekliyorduk. Annesi geldi odaya ve benden nişanda taktıkları takıları istedi. Çok komik değil mi bunu orda öğreniyor olmanız. Tekrar aynı takıları takacaklarmış. Verdim ama çok da bozuldum. He bu da yetmezmiş gibi bir de ne öğreneyim. Düğünde erkeğe takılan takıları ailesine verecekmişiz ve onlar yine düğüne gelenlerin düğünü olduğunda onlara takacaklarmış. Nereye düştüm ben böyle! dedim. Nasıl bir saçmalıktı!


Şaka gibiydi herşey… Bilenler bilir maddiyata önem veren biri zaten değilim ama orda bunları öğreniyor olmanız sizi şok ediyor. Düşünsenize balayına gideceksiniz kocanızın cebinde para yok, çünkü ailesine veriyor ve biri de demiyor ki; çocuğum paranız var mı?

Bütün bunların sonrasında nikah memuru salonda bizi bekliyordu. Alkışlar ve konfetiler içinde sahneye çıktık. En yakın arkadaşlarımız nikah şahitlerimizdi. Sevdiğimiz bütün insanlar bu mutlu güne şahitlik ediyordu aslında. İkimizinde heyecandan sesi titriyordu. Ve beklenen soru geldi.

Cevap ise belliydi; Evet, evet, evet!!!

Kalbimizde kelebekler uçuşuyordu sanki, herşey ne kadar da inanılmazdı.

Evlenmiştik artık. Ve ilk dansımızı yine en sevdiğimiz şarkı eşliğinde yapmıştık.

Bana ellerini ver.’

Oysa biz ellerimizi bir an olsun bırakmayacaktık. Ne olursa olsun hayatın bize getireceklerini bilmeden çok da büyük sözler vermemek gerekiyormuş, bunu da öğrendim.

Dediğim gibi bu tek kelimelik cevabın hayatımı alt üst edeceğini zamanla öğrenmiştim.

Herşey daha yeni başlıyordu…

Bir Cevap Yazın