Aptal Aşık 16 / Su ve Ateş

Bu işin sonu hiç iyi bir yere gitmiyor demiştim ya aynen öyle de olmuştu.

İstanbul’a döndükten sonra ilk bayramda ailem de orada olduğu için ben onların yanına gitmiştim. Beni karşıladıktan sonra ailesinin yanına bayramlaşmaya gittik. Hiç alışık olmadığım bir şekilde kahvaltı etmişlerdi. Yani bizim ailemizde bütün aile bireyleri ile bayram kahvaltısı yapılırdı. Çok şaşırdım ama bir şey söylemedim. Sonra bütün aile bireyleri ile bayramlaştıktan sonra akrabalarına ve bayramlaşmak istediği komşularına gittik. Ben onun çoğu akrabasını tanımıyordum ve onun yönlendirmesine göre gidiyorduk.

Sonra bizimkilerin yanına gittik. O işten izin alamadığı için evde tek kalmayayım diye beni ailemin yanında bıraktı. Ertesi gün geldiğinde babaannesine gitmek istediğini söyledi. Biz de aile büyükleri çok önemliydi tabi ki gidecektik. Gittik çok sevindi kadıncağız, ben de çok mutlu oldum. Sonra tekrar işe gideceği için beni ailemin yanına bıraktı. Telefonuma bir mesaj geldi;

‘Siz nasıl insansınız. Bu ne terbiyesizlik, bizi yanınıza yakıştıramadınız mı? Madem gidiyorsunuz bize neden söylemiyorsunuz.’

Okudum, tekrar okudum. Bu neydi ya şimdi? Babası bana mesaj çekmiş. Hiç cevap vermeden ona gönderdim. Aynı mesajı ona da göndermiş. Anlamadığım, bu konunun muhatabı ben değil oğluyken bu neydi şimdi. Dedim Senem sakin ol, saygını bozma sana yakışmaz.

Sustum…

‘-Ben halledeceğim.’ dedi ama her zamanki gibi bunu da ağzına yüzüne bulaştırdı.

Akşam beni almaya geldiğinde;

-Hadi ailene gidelim, belli ki yanlış bir anlaşılma var.

-Gitmeyelim boşver!

Ben yine dayanamadım tabi, nihayetinde yaşlı insanlar gönül almak lazım.

Bilsem gider miydim!

Gittik herkeste beş karış surat. Gören sülalelerine küfür etmişiz zanneder.

Önce gittim babasına sarıldım. Sonra başladım konuşmaya, konuşmaz olaydım.

-Belli ki bir yanlış anlaşılma var. Kime gidilmesi gerektiğinin kararını ben değil oğlunuzun vermesi gerekiyor. Bir yanlış anlaşılma olmuş sanırım, kusura bakmayın.

-Siz bizi yanınıza yakıştıramadınız, neden söylemediniz. Zaten seninle tanıştığından beri çok değişti. Bizi aramıyor sormuyor gelmiyor.

-Bakın ben oğlunuza sizi sürekli aramasını söylüyorum ki; ben böyle bir şey söylesem bile onun beni dinlememesi gerekiyor. Kocaman adam bunun kararını kendisi verecek.

-Biz de sen göndermiyorsun zannediyorduk.

-Ne münasebet!

-Oğlunuz çocuk değil, aramak isterse kimse ona engel olamaz.

Dedim ve bir sonraki bayram gitmemeye o an karar verdim.

Yolda bana çok teşekkür etti.

Yine onun yapması gereken işi halledip ikimizi de ailesine karşı savunmuş ve onların bizi anlamasını istemiştim.

Derken İstanbul’a dönme vakti gelmişti.

Kabus dolu günler başlıyordu…

Sürekli çalan bir telefon, art arda gele onlarca mesaj, yoğun geçen günlerin ardından gelen anlamsız sorular…

-Nerdesin?

-Kimlesin?

-Yanında kim var?

-Minibüste yanında kadın mı var erkek mi var?

-Sen evli bir kadınsın! Erkek personellerin ile yemeğe molaya çıkmıyorsun değil mi?

-Saat kaç oldu neden hala işten çıkmadın?

İnstagramda bir adam fotoğrafını beğenmiş kim o?

-WhatsApp’ta online görünüyorsun, kiminle konuşuyorsun. Neden yazmıyorsun?

-Ortada hiçbir şey yokken içki içip defalarca arayıp ‘Ben senin personelin değilim, benimle düzgün konuş!’ gibi özgüvensiz cümleler

…..

Bu ve bunun gibi insana psikolojik travma yaşatan sorular ile tam tamına beş ay geçmişti.

Su ateşi yok eder ateş de suyu. O yüzden; aktığın yeri de bileceksin yaktığın yeri de…

Ne kadar da doğru bir söz…

Biz de tam olarak böyle olmuştuk beş ay içinde. Ateş ve su gibiydik. Ne akmayı biliyorduk ne de yakmayı…

Ben harlasam o susmuyordu, o gürlese ben susmuyordum…

Bir gün telefonumda bir saatte yüz kırk altı cevapsız arama, iki yüz mesaj görünce ve çalıştığım yerin telefonu susmayınca karar verdim. Ya o İstanbul’a gelecekti ya da biz boşanacaktık. Çünkü; ikimize de hayatı zindan ediyordu bu şekilde.

Başlarda mesafeden kaynaklı olduğunu düşünüp kendi içimde ona hak veriyordum. Onu seviyordum ve kaybetmek istemiyordum evet haklı olabilirdi. Evlenmişti ve karısını iki üç haftada anca görebiliyordu.

En kısa zamanda bu işe bir çözüm bulmamız gerekiyordu…

Senem Acarhttp://Hayalimdekiben.com/
Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!

İlgilinizi Çekebilir

Yorumlar

altın musluk için bir cevap yazın İptal

Please enter your comment!
Please enter your name here