Aptal Aşık 4/İlk Kıskançlık

Bandırma’da aile bireylerinin küçük bir kısmı ile tanıştıktan sonra Erdek’e doğru yola çıktık. Arabada en sevdiğimiz Yalın şarkısı olan ‘Keyfi yolunda, aşkı sonunda’ yı dinlerken bizim icin yazıldığını düşünüyordum.

Yol boyunca sıra sıra uzanan yel değirmenlerini izleyip, gelecek ile ilgili hayaller kurarken; arada bir onunla göz göze geldiğimizde onun da farklı birşey düşünmediğini anlıyordum.

Ah! Ondan bir çocuk sahibi olmak, onun gibi güzel gülen bir adamdan gamzeli bir çocuk sahibi olmak! Ne muazzam duygu…

Gittiğimiz mekan Erdek’in sahilindeydi. Karşımızda masmavi deniz, kızıl gökyüzü ve batmak üzere olan güneş vardı. Biz el ele yürürken bütün dünya durmuş bizi izliyordu sanki?

Akşam saat sekiz sularında oturduğumuzda çok fazla kimse olmamasına karşı, gecenin ilerleyen saatlerinde mekan bayağı dolmuştu.

Fonda çalan şarkılar o kadar güzeldi ki biz yine konuşmak yerine birbirimizi izlemeye dalmıștık.

Masaya gelip sipariş alan garson hariç etrafta olan bitenin çok da farkında değildik..

İlerleyen dakikalarda o kadar çok konuşmuştuk ki sanki yıllardır birbirimizi tanıyor gibiydik.

Gecenin sonu yaklaşırken biraz sahilde yürümeye karar verdik. Sahilde büyük bir iskelenin üzerinde şarkı söyleyip gülüp eğlenen bizden belki üç dört yaş küçük gençler vardı.İki bira alıp yanlarına oturduk. Bizde onların enerjisine uyup şarkılar söyleyip eğleniyorduk. Tam o sırada yanımda oturan bir genç, sesimin çok güzel olduğunu ve sevdiği bir Sezen Aksu şarkısını söyleyip söyleyemeyeceğimi sordu.

Ben de şarkıyı bilmediğimi söyledim.

Genç adam cep telefonundan sözlerini bulup, şarkının sözlerine bakmam için telefonunu bana uzattı. Tam söylemeye başlayacaktım ki; sevgilim birden kulağıma eğilip hiç unutmadığım şu sözleri söyledi;

Eğer o telefonu hemen adama vermezsen, onun ağzını burnunu kırarım.’

Yok artık! dedim.

Gözlerine baktığımda ateş çıkıyordu, gayet ciddiydi.

Usulca telefonu genç adama verdim ve nazikçe yerimizden kalkıp ortamda bulunan herkese ‘iyi geceler’ diledik.

İnanamıyordum, rezil olmuştum. Kişiliğime yapılan bir saldırıydı resmen. Hangi memlekette yaşıyordu bu? Böyle bir saçmalık mı vardı? Fazla mı alkol almıştı? Yoo, çok da değildi aslında.

Yol boyunca bu kıskançlığın normal olmadığını anlatmaya çalıştım ama anlamadı. Ondan izin almadan kimse yanındaki kadından birşey isteyemezmiș.

Neydi bu şimdi?

İnsanlar bunun adına kıskançlık mı diyorlardı?

Normal bir durum muydu yoksa ben mi fazla abartıyordum?

Aslında bazı olayları, geleceğin habercisi olarak yaşıyoruz ama konduramıyoruz. Anlamak ya da algılamak istemiyoruz. İlk sinyali almış ama ben anlayamamıştım.

Tıpkı diğer onlarcasını anlayamadığım, anlamak istemediğim gibi…

Yol boyunca tartıştıktan sonra İstanbul’a dönmek üzere beni otobüs terminaline bıraktı. O kadar güzel bakıyordu ki ona daha fazla kızamamıștım. Onsuz günlere başlamak üzere İstanbul’a dönerken bir yanımı onunla Bandırma’da bırakmıştım. Daha şimdiden o gülen gözlerini, gamzelerini ve kokusunu özlemiştim.

Aşık mı olmuştum?

Hemde hayatımda ilk defa karşılıklı bir şekilde…

İnanması çok zordu.

Tam ben hayallerime devam ederken telefonuma gelen mesaj ile irkildim.

-Vardın mı Hayatım?

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!