O’nun Hikayesi 14 / Hayat Ağacı

En son ne zaman birini içten bir şekilde saatlerce dinlediniz?

Onun hayallerini, hedeflerini, ideallerini, sahip olmak istediklerini, sorunlarını, önüne çıkan engeller ile nasıl baş ettiğini ya da edebileceğini…

Sizi bilmem ama ben uzun zamandır genç bir insan ile saatlerce sohbet ettiğimi, onun endişelerini, heyecanlarını, tedirginliklerini, korkularını dinlediğimi hatırlamıyorum.

Bunları konuşmuyor muyuz tabi ki konuşuyoruz ama bu kadar içimizi sadece kendi yaş grubumuzdan birine dökmek daha kolay geliyor ve tecrübe ve yaştan ötürü daha anlaşılabilir olduğumuzu düşünüyoruz.

Bu sefer bir değişiklik yapıp hazır karantina da varken yazımızın kahramanı ile başladık sabaha kadar konuşmaya. O anlattı ben dinledim, ben dinledim o anlattı…

Sabaha karşı ikimizin de hayatında bir dönüm noktası olduğundan eminim. Konuşmalarımızın onun için az da olsa faydalı olduğunu düşünürken; aslında onu dinleyerek kendime de büyük bir iyilik yapıyordum. Bununla beraber; gençlerimizi, çocuklarımızı dinlemediğimizi, çünkü zamanında da bizi dinleyen birilerinin olmadığını ne yazık ki üzülerek fark ettim. Aslında beni her fırsatta dinleyen, doğruyu yanlışı anlatan ailem vardı ama genele baktığımızda ne yazık ki böyle…

Eveeet hazırsanız başlayalım!

Konuştuğum kişi 23 yaşında pırıl pırıl bir genç kız…

Annesi kendi halinde dünya tatlısı bir kadın, babası da zamanında bazı hatalar yapıp ailesine ve çocuklarına özen göstermeyen, onların büyüyeceğini hiç düşünmeden hareket eden, şimdilerde kendi halinde işine gidip gelen bir adam. Bir de ağabeyi var kendisi ile arasında dört yaş olmasına rağmen, çoğu zaman ona ablalık yapıp, çocukluğundan itibaren koruyup, kolladığı…

Anlayacağınız gibi kızımız biraz asi.

Çocukluğundan itibaren babasının tavır ve davranışlarına karşı sürekli korumacı bir tutum sergileyerek hem annesini hem de ağabeyini kendince koruduğunu düşünüyordu belki ama şimdiye baktığımızda en büyük sıkıntısı; sevdiği ya da değer verdiği bütün insanları korumaya çalışması ve kendini bu durumdan artık mutsuz hissetmesi. Onun için iletişim diye bir şey söz konusu olmuyor sinirlendiği zaman ve yakıp yıkıyor çoğu zaman ya da sinir krizi geçiyor.

Son zamanlarda televizyon kanallarında ya da sosyal medyada yetişkin bir birey olduğumuzda büründüğümüz karakterin ya da yaşadığımız olayların çocukluk travmalarımız ile ilgili olduğuna dair ne kadar çok program var. Ben de hep bahsederim yazılarımda, çünkü bunu keşfedeli yaklaşık on yıl oldu ve bununla baş etmeyi bilmediğiniz sürece maalesef mutluluğu da yakalayamazsınız. İçinizdeki çocuk ile barışın bakın her şey ne kadar kolay olacak.

Kahramanımıza geri dönelim…

Üniversite son sınıfta felsefe okuyor ve sorgulamaya o kadar açık ki; aklınızın alamayacağı düşünceleri bile sorgulayıp sinirlenebiliyor.

Yüksek lisans için hayalleri var, aynı zamanda yurt dışında bunu yapmak istiyor ama İngilizcesi yeterli değil. İngilizce ya da ekstra bir yabancı dil öğrenmesi gerekiyor ama gidemediği için ona da sinirli.

Aynı zamanda bir işte çalışıyor ve iş yerinde çalıştığı arkadaşları ile iletişim kurmakta zorlanıp, onların birbirleri arkasından konuşmaları onu yine sinirlendiriyor.

Bu arada bir de evlenip genç yaşta anne olmayı istiyor çünkü kendi annesi ile dini vecibelerden dolayı ortak payda da çoğu zaman buluşamıyor. Anlayacağınız ona da sinirli.

Siz de okurken sinirlenmiş veya kafanız karmakarışık olmuş olabilir. Ne istiyor bu kız herşeye sinirli?’ diye düşünmüş bile olabilirsiniz. Siz böyle düşünürken; hayat ile ilgili tecrübesi olmadan bu kadar karmaşa ile savaşmak zorunda olan genç bireylerin karmakarışık beyinlerini düşünün. Onların istediği tek bir şey var onları dinlememiz! Birilerinin onları dinleyip doğru bir şekilde yönlendirmeleri. Bizlere yapılmayanı yapıp onların hayallerine ortak olmadığımız sürece onlar tek başına savaşamazlar.

Bunları bana anlattığında önce bir durdum. ‘Nasıl yani yaa!’ dedim. İç sesim susmuyor tabi; ‘Ne demek evlenip çocuk sahibi olmak istiyorum. Daha kaç yaşındasın tatlım sen! Ne ara birini bulacaksın, tanıyacaksın, evleneceksin, çocuk yapacaksın! Hadi onu geçtim ne oldu seni yiyip bitiren kariyer planlarına? Hayallerine ne oldu? Yurt dışı? Yabancı Dil?’

Sakin ol Senem… Sen de yaşadın aynı belirsizleri zaman zaman. Sana düşen ona doğru soruyu, doğru yerde ve doğru zamanda sormak.

-Tatlım neden bu kadar acele ediyorsun bir takım hedeflerini gerçekleştirmek için? Daha önünde uzunca bir yol var. An’ ın tadını çıkar. Bulunduğun yerin, durumun tadını doya doya yaşa. Okula gitmek istiyorsan okula git, yönetici olmak istiyorsan bu yönde adım at ama sakin ol.

-23 yaşındayım ve hayatı kaçırıyormuşum gibime geliyor.

-Hayatın bir yere kaçtığı yok ama şu evlenip çocuk yapma düşünceni pek anlayamadım?

-Annem kendini çok güzel yetiştirmiş bir kadın ve iyi bir anne ve aramızda çok yaş farkı var. Yaş farkı ile birlikte öyle olmasa bile dini inançlardan dolayı oturup bir yerlerde birşeyler içeemiyoruz, tatile gidip yan yana güneşlenemiyoruz.

-Kendince haklı nedenlerin olabilir bir de şöyle bakalım olaya; 23 yaşında anne oldun. Okulun yarım, ingilizce öğrenmedin, yurtdışına gitmedin, yönetici olmak istiyordun onu da yapmadın. Bütün hayallerin yarımken ve daha kendi kişisel gelişimini tam anlamı ile tamamlamamışken ne kadar doğru bu istediğin? Kendini geliştirmiş, yetiştirmiş sana yol gösteren bir anne ile aranda yaş farkı olsun mu istersin yoksa daha kendi hayatını planlayamayan bir anne ile yan yana güneşlenmek mi?

Bu söylediklerimin yanlış anlaşılmasını tabi ki istemem herkes iyi okullarda okuyacak, iyi eğitim alacak ya da iyi bir kariyer yapacak diye birşey yok ama kız çocuklarımızın hayalleri evlenip çocuk sahibi olmaktan öte önce kendi ayakları üstünde durabilmek olmalı…

Sonra aklıma vakti zamanında çok sevdiğim bir yöneticimin bana çizdiği hayat ağacı geldi aklıma. O kadar çok ufkumu açmıştı ki onunla da paylaşmanın tam zamanıydı.

Şimdi şöyle bir şey yapalım. Kağıt kalemi aldım elime ve önce yan yana düz iki çizgi çektim. Bu çizgiler bir ağacın gövdesiydi yani bizim lise ya da üniversite bitiminde karar vermemiz gereken nokta. Sonra dallara ayrıldı bunlar da hedeflerimizdi.

Bir dalında okul, bir dalında yüksek lisans, bir dalında yabancı dil,bir dalında yurtdışı, bir dalında evlilik, erkekler için bir dalında askerlik… Dalları hedef olarak belirleyebilirsiniz. Sonra ona neden bu dalların onun hayatı için dallanıp budaklanıp birbirine girdiğini anlattım. Çünkü o önceliklerini belirleyemeyip o karmaşanın içinde bir o yana bir bu yana koşuyordu. O kadar yorulmuştu ki; artık baş edemiyordu. Bir yanı çılgınlar gibi eğlenmek isterken, bir yanı ders çalışıp okulu bitirmeyi aynı zamanda İngilizce öğrenmeyi istiyordu. He bir de çocuk sahibi olmak vardı tabi. Herşeyi aynı anda yapmak isterken; hiçbir şeye odaklanamıyordu. Aslında durduğu her hedef onun durağıydı ve dinlenmeliydi ama o bu durakları inatla koşarak geçmeye çalışıyordu. An’ın tadını çıkarmayıp sürekli bir sonraki adım için koşmak istiyordu çünkü ona göre hayat kaçıyordu.

Sonra ona şunu sordum;

Yirmi üç yaşında iki bira alıp sahilde ya da üçüncü sınıf kulüplerde içip saçmalayarak cebindeki son para ile otobüse mi binmek istersin? Yoksa otuzlu yaşlarında okulunu bitirmiş, yüksek lisansını yapmış, iyi bir işe girip olgunlaşmış, ne istediğini tam anlamı ile bilen, güçlü bir kadın olup; kaliteli mekanlarda kaliteli insanlar güzel bir yemek yiyip, kaliteli sohbetler edip kendi araban ile evine mi dönmek istersin?

Sizce cevabı ne oldu?

Tabi ki her insan iyi şartlarda yaşamak ister.

Bir çoğunuz ‘Ama bu kadar da olmaz.’ diyebilir. Evet yeri gelir iki bira alıp saçmalayadabilir ama bu ayda yılda bir olmalı diye düşünüyorum. Hayatlarına nüksederse eriyip gider gençlerimiz ve hiçbir zaman toparlayamazlar.

İletişim ile ilgili konuya gelirsek;

-En son ne zaman birine söylediği ya da yaptığı bir davranışın sana nasıl hissettirdiğinden bahsettin?

-Ben… Bilmiyorum.

-İşyerindeki iletişim sorunundan bahsettin, örnek verir misin?

-Mesela benim yanımda çok sevdiğim biri hakkında olumsuz konuşuyorlar. Ben içten içe sinirleniyorum ve koruma moduna alıyorum o kişiyi. Ya ortamdan uzaklaşıyorum tartışmamak için ya da tartışıyorum.

-Sormayı denedin mi peki?

-Neyi?

-Bir başkasının kendisi hakkında konuşulduğunda ve bunu duyduğunda ne hissedebileceğini?

-Hayır.

-Bak canım insanlar çoğu zaman seni dinlemek için değil cevap vermek için dinlerler. Sen böyle yapma. Birine ‘Nasılsın?’ diye sorarken gerçekten nasıl olduğu ile ilgilen. Ve kişileri doğru iletişime yönlendir. Bu savunma mekanizması sana çocukluğunun kötü bir oyunu. Ve senin bu oyunu kendin ile iletişim kurarak bozman gerekiyor.

-Ben hiç bu yönden bakmamıştım, iletişimi kesince tartışma da büyümeyecek gibi geliyor ve anlık çözüm buluyorum. Sonra yine ayağıma dolanıyor.

-Aynen öyle, sen iletişim kurmadığın her olayda kendinden biraz daha uzaklaşacaksın. Aslında çözüm çok basit. Doğru kişiye, doğru zamanda doğru soruyu sor. Bak o zaman her şey ne kadar farklı olacak.

İşin özü gerçekten de bu!

İletişim…

Yaptığımız davranışların ya da söylediğimiz sözlerin karşımızdakine ne hissettirdiğini, ne düşündürdüğünü önemsemeden fütursuzca konuşuyoruz.

Keşke yapabilsek. Kelimelerimizin ya da davranışlarımızın kimlerde ne gibi travmalar bırakabileceğini düşünebilsek!

Umarım hayatına bir nebze olsun katkıda bulunup bir mum da ben yakabilmişimdir güzel kız…

Sohbetin sonlarına doğru; benim gençlik zamanlarımda sinirli, asabi, cevval hallerimi bildiği için ‘Senem abla sen nasıl bu kadar sakin olabildin.’ diye sordu hafiften çekinerek.

Yüzümde hafif bir tebessüm ile ‘İyi geceler bebeğim’ dedim ama o anladı.

Senem Acarhttp://Hayalimdekiben.com/
Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!

İlgilinizi Çekebilir

Yorumlar

paslanmaz çelik sabun pompası için bir cevap yazın İptal

Please enter your comment!
Please enter your name here