İki yabancı

Bazen; yaşadığım obezite sorunları, aşık olduğumu zannedip evlendiğim kişi ile yollarımızın ayrılması, bütün bu süreçler ile birlikte yaşanan olumsuzluklar ve verdiğim tekrar var oluş çabasını yazarken düşünüyorum.

‘Bütün yaşadığım o mutsuzluk süreçlerini tekrar tekrar hatırlayarak yazarken, acaba kendime kötülük mü yapıyorum?’

Aslında aldığım geri bildirimlere ve gelen yorumlara baktığımda beni ne kadar üzse de, birçok kişiye ışık olduğunun farkındayım. Bu yüzden de daha çok yazmak, daha çok paylaşmak istiyorum.

Biliyorum ki yalnız değilim.

Ve bilin ki; sizde yalnız değilsiniz.

Her ne kadar bilmesekte bizimle aynı problemleri yaşayan binlerce insan var.

Ve bizi en iyi anlayan yine onlar!

Kilo vermek istiyorsanız öncelikli olarak bunu kendiniz için, sağlığımız için yapmalısınız. Bir başkası için yapmak, gerçekten çok gereksiz!

Ne düşünüyorsunuz ki?

Size en ufak bir ilgi kırıntısı göstermeyen, sizin farkınızda bile olmayan, olsa bile kendi hedefine ulaşmak için sizi bir araç olarak kullanan bir insan için ne düşünüyorsunuz?

Hedefler koyup kendiniz ile yarışıyor, her türlü acıya katlanıyorsuz.

Sonuç?

Kocaman bir kalp ağrısı…

Eskaza dikkatini çektiniz?

Tatmin olacak mısınız?

Ne kadar sürecek?

O’nun aslında sadece sizin dış görünüşünüze ya da sahip olduğunuz vücuda hayran olduğunu bilerek nasıl mutlu olacaksınız?

İnsanlar bir ilişkiye başlarken de sonunu düşünmüyor. İstiyoruz ki, sonu da mutlu bitsin. Ama öyle olmuyor ne yazık ki!

Düşünsenize!

Uzun zaman aynı yastığa baş koyduğunuz, sarılmadan uyuyamadığınız, kokusunu içinize içinize çektiğiniz, seviştiğiniz, en derin sırlarınızı paylaştığınız, birlikte ağlayıp birlikte güldüğünüz insan ile bir müddet sonra iki yabancı olmuşsunuz.

Hissizleşiyorsunuz…

Ne demek bu şimdi?

diye düşünebilirsiniz.

Evet evet hissizleşiyorsunuz. Nasıl ki geçirdiğiniz bir cerrahi operasyondan sonra, kesi alan yerlerde his kaybı oluşuyor. Kalbiniz kırıldığında da aynı hissi yaşıyorsunuz.

Geçenlerde benden yaşça küçük bir çalışma arkadaşımın halini hatırını sorarken aramızda şöyle bir diyalog gerçekleşti.

-Nasılsın güzellik?

-Kalbim acıyor.

-Keşke kalbimin gerçekten acıyı hissettiği yaşlarda olsaydım.

Eğer bir kere o acıyı yaşıyorsanız, sonradan yaşadığınız acıları hissetmiyorsunuz. Tıpkı his kaybı yaşayan kesi yerinizin bir daha acıyı hissetmemesi gibi.

En önemlisi de; aynı insan olarak kalmıyorsunuz.

Keşke kalabilsek öyle değil mi?

Kalbimiz yine acıyı, sevinci, hüznü, mutluluğu, mutsuzluğu hissedebilse!

Tekrar hissetmek için çok çaba sarf etmemiz gerektiğini bilmek ama yine de kılını bile kıpırdatmamak…

Acaba korktuğumuz için mi tekrar aynı riski almak istemiyoruz?

Belki korku değil ama, zaman geçtikçe yaşınızın da vermiş olduğu olgunluk ve edinmiş olduğunuz tecrübeler ile yoğurdu üfleyerek yemeye başlıyorsunuz.

Sonra şunu dilemeye başlıyorsunuz;

Keşke kalbimin acıyı hissettiği yaşlarda olsaydım.

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!