Anladık mı Gerçekten?

Corona Virüs ülkemizde görüldüğü andan itibaren ne çok şey değişti hayatımızda ve biz ne çok şey öğrendik değil mi?

Gündelik hayatın telaşına o kadar çok kapılmışız ki; nefes almayı unutmuşuz.

Sadece nefes almak mıydı unuttuğumuz?

Her gün sadece hal hatır sorduğumuz ailelerimizin yüzüne bakmayı, onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemeyi, bizim için ne kadar değerli olduklarını unutmuşuz. ‘Ya onlara bir şey olursa?’ diye en son ne zaman bu kadar endişelendik?

Hiç merak etmediğimiz komşularımızın sağlığını, bir ihtiyaçlarının olup olmadığını en son ne zaman sorguladık bu kadar?

Her gün alışveriş yaptığımız bakkal ya da market çalışanları ile ne zaman bu kadar samimi olduk ve onlar için bile endişelendik?

Peki ya hiç tanımadığımız insanlar ile en son ne zaman hep bir ağızdan İstiklal Marşı’mızı okuduk?

Ne zaman üst üste amaçsızca bu kadar evde oturduk?

Tam tamına kırk gün…

Bitmek tükenmek bilmeyen ve daha ne kadar süreceği henüz belli olmayan, insanları maddi manevi çökerten kırk gün…

Sokakta rahat rahat nefes alarak yürümenin bile tehlikeli olduğu bugünlerde umarım herkes iç dünyasına keyifli bir yolculuk yapar ve bu süreci her zamankinden daha bir farkındalık ile tamamlar. Bir nevi arınma dönemi gibi düşünmek lazım aslında.

Düşünsenize;

Her gün alelacele hazırlanıp; saçımızı, makyajımızı yapıp telaşe içinde iki üç vesait değiştirip gidebileceğimiz bir işimiz yok.

İşten çıkıp gidebileceğimiz spor salonları yok.

Alışveriş yapacağımız alışveriş merkezleri yok.

Fön çektirip, kaşlarımızı aldırabileceğimiz kuaför salonları ya da berberler yok.

Estetik yaptırabileceğimiz güzellik merkezleri yok.

Eve gelirken yemek yiyebileceğimiz restaurantlar yok.
‘Arkadaşlarım ile buluşup bir yorgunluk kahvesi içeyim de öyle eve gideyim.’ diyebileceğimiz cafeler yok.

Evden çıkıp markete, eczaneye, manava gidebileceğimiz zamanlar kısıtlı.

Yurt dışına, şehir dışına gitmek yok. Olmadığı gibi hafta sonları evden çıkmak da yok.

En önemlisi; sevdiğimiz insanlara sarılmak yok. Bırakın sarılmayı; dokunmak, öpmek, koklamak yok. Kısacası temas yok.

Olan tek şey bolca zaman…

Hem düşünmek hem de yeniden başlamak için…

Kiminle konuşsam sıkılıyor?

Neden?

Hiç mi geliştirmek istediğiniz bir yanınız yok?

Hobileriniz, okumak istediğiniz kitaplar, izlemek istediğiniz filmler, öğrenmek istediğiniz bir dans ya da bir dil yok mu?

Hepsini geçtim, hiç mi sevmiyorsunuz aileleriniz ile birlikte vakit geçirmeyi?

Her gün kapıyı çekip gittiğiniz, akşam eve döndüğünüz zaman ise; belki bir saat gördüğünüz onda da tahammül edemediğiniz çocuklarınız mı sizi yoran?

Oysa ‘Anne olmak – kadın olmak’ ne kadar zormuş değil mi?

Her gün ‘Bugün acaba ne pişirsem?’diye düşünmek mesela.

Peki ya; Erkek olmak – baba olmak?

Cebinde kalan son parasını kiraya mı, faturaları mı ya da evin ihtiyaçlarına mı harcasam diye düşünen, ailelerini geçindirmeye çalışan milyonlarca insan…

Çok zor evet çok zor. Geçenlerde annem ile konuşurken şunu sordum; ‘Siz bizi nasıl büyüttünüz?’

Cevabı netti; ‘Baban çalıştı, getirdi ben pişirdim. Bir şekilde sizleri okuttuk, bu yaşa geldiniz.’

Yazarken bile nasıl bilindik geliyor cümleler kulağa değil mi?

Erkek çalışır, getirir. Kadın pişirir, çocuklarına bakar. Adam akşam eve gelir, çocuklar ses yaparsa kadına kızar gibi durumlara çoğumuz şahit olmuşuzdur. Evet haklı olarak sıkılıyoruz, ama durumu fırsata çevirmek yine bizim elimizde. Bu zamanlarda en gelişen yeteneğimiz ‘Empati’ olmalı… Her alanda birbirimize yardımcı olmayı öğrenmeliyiz. Sabretmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, tanımadığımız insanlar için bile endişelenmeyi öğrenmeliyiz. Evde kalmamız gereken bu günlerde insanlar kendi canları yetmezmiş gibi ailelerinin de canını hiçe sayarak kendilerini sokaklara atıyor. Ve korkarım ki; herkesin ailesinden bir kişi bu virüse kurban gitmeden olayın ciddiyeti anlaşılmayacak.

Hiç durup düşündünüz mü ‘Biz ne yapıyoruz?’ diye…

Neden kimse biraz sadeleşmeyi denemiyor?

Başımıza gelen birçok şey insanoğlunun doyumsuz, tatminsiz, bencil ve hep daha fazlasını istediği için geliyorken; hala anlayamadık bazı şeyleri.

Artık gösterişten, kırgınlıklardan, kızgınlıklardan, aşırı tüketimden, fuzuli harcamalardan, olmayan hayatları yaşamaktan vazgeçmemiz gerekiyor.

Multi milyarder olsak ne değişecek hayatımızda, kapımızda son model arabamız olsa ne değişecek?

Virüs; genç – yaşlı, zengin – fakir ya da statü fark etmeksizin can almaya ve yayılmaya devam ediyor. Ama öyle ama böyle bir şekilde bununla da yaşamayı öğreneceğiz.Önemli olan kendimizi ve de en önemlisi alışkanlıklarımızı değiştirmek.

Öğrenirken değişeceğiz, değişirken öğreneceğiz.

Yazılarımda bahsettiğim ve kısa bir zaman önce barıştığım küçük kız çocuğunun da size mesajı var; Emin olun, deneyip yaptıktan sonra bir Anka Kuşu gibi küllerinizden yeniden doğacaksınız!(Tavsiyem ona bol bol soru sorup konuşturun…)

‘Sizin başarmanızı ya da mutlu olmanızı engelleyecek olumsuz olaylar hayatınızın bir noktasında gerçekleşti ve siz şu an onunla yüzleşemediğiniz için mutsuzsunuz. İçinizdeki çocuk üzgün, içinizdeki çocuk kırgın, içinizdeki çocuk mutsuz, içinizdeki çocuk yalnız ve sizin ona el uzatmanızı bekliyor. Bunun için en doğru zaman şimdi… O’nunla yüzleştiğiniz anda emin olun bambaşka bir sabaha uyanacaksınız.’

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!