Chiron

Çocukluğumdan itibaren beni ben yapan değerler sayesinde çokca üzüldüğümü üzülerek itiraf etmeliyim. Doğduğumuzda iyi ya da kötü olarak doğmuyoruz. Yaşadığımız yer, yetiştiğimiz aile, okuduğumuz okullar ve en önemlilerinden biri olan ‘sosyal çevre’ sayesinde karakterimiz, kişiliğimiz şekilleniyor. Ama bilim insanlarına göre ilk altı yaşa kadar geçen süre çok önemli. Mesela bir bebeğin anne sütünden erken kesilmesi ilerleyen zamanda güvensiz bir bireyin oluşmasına sebep olurken; uzun süre memeden kesilmemesi doyumsuz ve tatminsiz, her zaman daha fazlasını isteyen bir bireyin oluşmasına sebep oluyormuş. Sizce de çok ilginç değil mi? Hatırlamadığımız ilk altı yaşımıza kadar geçen sürede aslında kişiliğimiz oluşuyor. Yurtdışında konu ile ilgili çalışmalar devam ederken doğduğumuz evlerin kaderimiz olması çok da tesadüfi gelmiyor bu arada. Kişi, kötü deneyimler bile yaşasa; bildiği, ona yabancı gelmeyen olayların içinde olmayı kabul ediyor. Tıpkı ailesinde dayak görmüş bireylerin bunu normalleştirmesi ya da kötü alışkanlıklara sahip ebeveynler gibi bireylere ilgi duymaları gibi. Diğer türlüsünü bilmedikleri için en bildiklerini kabul edip baş edebileceklerini ya da farklı bir sonuç ile karşılaşacaklarını düşünüyorlar.

Ne tuhaf!

Tabi bunun tam aksi de olabiliyor. Ailesinde hiç küfür duymayan bireyin ya da sesini yükseltmeyen ebeveynler ile büyüyen kişilerin kaba insanları ilgi çekici bulmaları gibi.

Bu ara herşey çok tuhaf!

Ya da bana öyle geliyor bilmiyorum?

Tek bildiğim kendimi bir yere ait hissetmediğim. Sanki evrende herşey hareket halinde ama ben bir yere sabitlenmiş durumdayım. Ben kendimi bilen biri olarak nedenlerini az çok tahmin edebiliyorum aslında. Hani akıllı cihazlarda ‘derin temizlik’ özelliği var ya, hepimizin bunu ara ara belki iki üç senede bir yapması gerekiyor. Bazen aklıma geliyor. Bitirdiğim evlilik, sırf onlar mutlu olsun diye hayatımdan çıkarmak zorunda olduğum iki mükemmel dostum, hayatını kurtardığım ama şimdi telefonlarıma bile bakmayan canım arkadaşım, yağmur çamur demeden bütün dertlerine, sırlarına vakıf olduğum yalnız kadın…

Ben bunca şeyin neden başıma geldiğini düşünürken, daha amiyane tabirle neden bunca mallığı yapıp iyilik perisi gibi herkesin derdine şifa olmaya çalışırken aslında kendi yaralarımı iyileştirdiğimi yıldız haritası eğitimimin bir dersinde fark ettim. Bu arada yıldız haritası eğitimi aldığımı da söylemiş bulundum. Beni tanıyan çoğu insan bilir. Çocukluğumdan beri çok ilgimi çeker gezegenler, burçlar, elementler, karakterler… İlk dedemin gizli ilimler kitabı ile başlamıştım bu gizemli dünyayı okumaya. Şimdilerde ise hobi olarak ilgilendiğim konuyu profesyonelce yapmaya karar verdim. Şuan temel seviyede olsam da hayatın bana getirdikleri ile ilgili az çok bilgi sahibi oldum.

Size daha önce de başetmiştim sürekli aynı kısır döngüde dönüp benzer olaylar yaşadığımı. Meğer hepsi bu yıldız yüzündenmiş. Kulağa çok komik geldiğinin farkındayım. Ben de ilk okuduğumda ‘yok artık’ dedim. Bende neden sürekli aynı olaylar benim başıma geliyor diye düşünüyordum. Sonra karşıma anahtar sembolünde Chiron çıktı.

Peki kimdir bu chiron?

Nymph (su perisi) ve Tanrı Cronos’dan doğma olan Chiron, yarı-at yarı-insan oluşu nedeniyle annesi tarafından doğaya terk edilmişti. (Bağlanma Teorileri, Erken Dönem Kesintisi 0-7 yaş arası anneden herhangi bir sebeple ayrı düşmek.) Bu süreçte Chiron hayatta kalmış (belki de annesinden ayrı kalmanın acısını dindirmek üzere) doğadaki bütün bitkilerin neye iyi geldiğini öğrenmiş, şifacılık ve hekimlik sanatında uzmanlaşmıştı. Aynı zamanda güçlü bir savaşçı, iyi bir müzisyen ve en başarılı kahinlerden biri olmuştu. Bir gün öğrencilerinden ve sevdiği dostlarından olan Herkül’ün zehirli oklarından biri tarafından yanlışlıkla vuruldu. Bu oktaki zehir ölümcüldü. Fakat ölümsüz olan Chiron için ne yazık ki ölebilmek bir seçenek değildi. Oktaki bu zehir inanılmaz acı veriyordu. Ölümsüz olduğu için acısı yaşamının sonuna kadar devam edecekti. Şifacıların hocası olmasına rağmen bu acıyı iyileştirmeyi başaramamıştı.
Bu dayanılmaz acıdan çıkabilmenin tek yolu vardı. Chiron, doğum hakkı olarak sahip olduğu ”ölümsüzlüğü” feda edecek ve kurban edecekti. Ölümsüz Tanrılara yakardı ve onlarla anlaşarak ölümsüzlüğünü feda etti. İnsanlığa ateşi getirmiş olan ve Tanrılar tarafından cezalandırılmış olan Prometheus’a ölümsüzlüğünü armağan etti. Artık bir ölümlü olduğu için huzur içinde acısına son verebilecekti. ”Ölümsüz Şifacı” kimliğinden vazgeçmiş ve ”Ölümlü Şifacı” kimliğini kabul etmişti. Bu mitolojik hikayeden de anlaşılacağı üzere Chiron, derinlerdeki yaramızı iyileştirmek için çıktığımız yolda nasıl bir şifacıya, uzmana dönüştüğümüzü anlatır. (https://www.derki.com/sifa/sifacilik/kendini-iyi-edemeyen-yarali-sifaci/)

Hikayesinden anlayacağınız gibi, her insanın içinde en derinindeki yara, Chiron burcumuzda saklıdır. O ya da bu sebepten yaralanmışızdır, acımız vardır. Bazen bir olay, bazen bir insan gelip o yarayı açar ve kanatır. Bir nevi o aynı yaşanmışlıklar, üzüntüler, aynı döngü aslında hayatımızın kilidi burası kapıyı aç ve içeri gir cevaplar orda mesajı veriyor. Biz ne kadar çare arasakta nafile! Özüne, en derinine gitmedikçe aynı şeyleri yaşayıp duruyoruz. Çünkü insan en derin yaralarında kendini bulur. Ve yine o en derin yaralardan çare olur. Ben bu bloğu yazmaya başlarken de tek amacım başkalarına faydalı olup, insanların yalnız olmadığını, aynı sorunları başkalarının da yaşadığını düşünmelerini istememdi. Çünkü ben iyileştirdikçe iyileştiğimi düşünüyordum. Chiron kendimizin en çok yara aldığı konularda başkalarına da nasıl yol göstereceğimizdir.

Chiron; kapanmayan ruhsal bedensel yaraların evi, bizim hayatımızın kilit ve kör noktasıdır. Ruhumuzun getirdiği dersleri yaraları bilinçaltına ittiğimiz konuları görmek istemediklerimizi yapmayı isteyip de yapamadıklarımızı, içimizde ukde kalan konuları ele alıp ve bunu gizliden yapan bir yaralı şifacı. Belkide en konuşamadığımız, en dile getiremediğimiz, en yutkunduğumuz konulardır. Ama farkına varamayız. Açık değil daha alttan yapar bize yapacaklarını ve biz farkına varamayız.

Ne güzel özetlemiş çok sevdiğim yazar Jean Christophe Grange “Yara en çok avucunun içindeyse sana aittir! Sıkarsın avucunu, canın yanar ama senden başka kimse bilmez neden acıdığını.”

Peki ya senin chironun nerede?

Senem Acarhttp://Hayalimdekiben.com/
Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!

İlgilinizi Çekebilir

İlginizi Çekebilir

Yorumlar

  1. Bu alemdeki bi çoklarını kendimiz gibi insan zannettiğimiz için mal oluyoruz…yaptığım çalışmalar sonunda bi çoğunun insan olmadığına iki ayaklı şeytan olduğuna kesinlikle inanıyorum… hürriyetinpenceresinden bloğuma göz atarsanız şeytanları tanıma özelliğiniz gelişebilir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here