Odak Noktası

Sevdiğimiz insanlara anlam yüklemeye başladığımız zamanlarda, dilimizde farkında olmadan kendince bir dil oluşturur.

O kişi; aşkımız olur, sevgilimiz olur, bebeğimiz olur, canımız olur, tatlımız olur, hayatımız olur, ruh ikizimiz olur.

Sonra birgün gelir ve hiçbirşeyimiz olur.

İlk önce adını, sonra tanıştığınız günü sonrasında da yaşadıklarınızı unutmak istersiniz.

Mümkün müdür?

Herşeyi unutsanız da kokusunu nasıl unutacaksınızdır?

Hiçbirşey yaşanmamış gibi yapabilirsiniz belki ama ya kokusu?

Burnunuzun direğini sızlatacak cinsten!

Sevdiğiniz insanla sevgili olmak mı yoksa karı koca olmak yani evlenmek mi sizi daha mutlu kılacaktır?

Siz siz olun, biri ile evlenmeye karar vermeden önce sevgili kalın. Hatta nişan bile yapmayın.

Bırakın bu geleneksel olayları!

Karşınızdaki kişiyi, ailesini, arkadaşlarını, çevresini tanımaya çalışın.

Ve size bir kere yalan söyleyen birine asla ikinci kere inanmayın.

İnsanlar değişmiyor. Siz kendinizi parçalasanız da değişmiyor.

Ben bu zamana kadar yaşadığım ikili ilişkilerde, çoğu zaman karşımdaki insana kızmadım.

Çünkü ben müsaade ettim beni kırmasına, incitmesine, kandırmasına…

Ben izin verdiğim için kırıldım, incindim ve de kandırıldım. İşte tam olarak bu yüzden en çok kendime kızdım.

Unutmayın, siz izin vermediğiniz sürece, bunların hiçbirini kimse size yapamaz.

Siz de bazen birilerinin hayatı oluyorsunuz. Yeri geliyor kalbinizden öpüyor, yeri geliyor avuç içlerinizden… Aşık olduğunu söylüyor. Her şarkıda sizi düşündüğünü, her filmi birlikte izleme fikrinin mükemmelliğini, siz olmadan geçen zamanların anlamsızlığını anlatıyor.

Peki ya sonra?

İnandınız değil mi?

İşte inanıyorsunuz ve izin veriyorsunuz sizi kandırmasına. Sonra yine kırılıyorsunuz.

Bir müddet sonra ne oluyor biliyor musunuz?

Hissizleşiyorsunuz…

Yani öylesine biri gibi oluyor zamanla. Eskisi gibi üzülmüyorsunuz belki ama yine en çok kendinize kızıyorsunuz. Çünkü bile bile lades diyorsunuz.

Aynı filmi defalarca izleyip, sonunu bilip yeni baştan izlemek gibi…

Sahneler aynı, başroller farklı!

Bu sefer iyi niyetlerinizi ve kendinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.

‘Ben bunu hak edecek ne yaptım? ‘ diye.

Ne mi yaptınız?

Tabi ki yapabileceğiniz en büyük hatayı…

Yine bile bile inandınız…

Bazen gerçekten bencil olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle kırılma noktalarında…

Hayatınızın odağına kendinizi koymadığınız sürece hep kırılacaksınız.

Kimse kimse için mecburi istikamet değil.

Giden gider, kalan sahalar bizimdir…

Bir Cevap Yazın