Kızımız Olacaktı / Hoşgeldin Eylül

Eylül…

Benim için sadece bir ay ya da bir mevsim başlangıcı değil aslında…

Çocukluğum…

En yakın arkadaşlarımdan ilk ayrılıkları yaşadığım…

Okulların açılması ile yeni insanlarla tanıştığım ya da mevcut arkadaşlarıma kavuştuğum, hasret giderdiğim…

Yaz aşkı denilen kısa süreli flörtlerin yaşandığı çocuksu heyecanlar…

O zamanlar dinlenen şarkıların yıllar sonra bile gözlerin dolmasına, aynı zamanda da yüzde tebessüm oluşturmasına sebep olan ince tınısı…

Kızımız olacaktı.’

1997 senesi bir Eylül akşamıydı, bu şarkıyı dinlediğimizde. Herkes her sene olduğu gibi yine çok mutsuzdu. Ama bu sefer başkaydı çünkü kamp kapanıyordu.

O zamanlar şimdiki gibi şanslı değildik. Sadece yaz tatillerinde görebiliyorduk en sevdiğimiz dostlarımızı. Özellikle anne ve babamın arkadaşları ya da onların ebeveynleri…

Her sene biri eksiliyordu belki ama yerleri yeni bir doğum ile tamamlanıyordu sanki…

Birlikte ilk adımlarımızı attığımız, konuşmayı öğrendiğimiz, ilk heyecanları yaşadığımız, bisiklet sürdüğümüz, kısaca en keyifli zamanları yaşadığımız çok yakın arkadaşlarım vardı. O zamanlar orta okula gidiyordum. Bebekliğimin ve çocukluğumun geçtiği kampın son senesini yaşarken o zamanlar, tam olarak bahsettiğim kısa süreli yaz aşkını yaşayan çok sevdiğim iki arkadaşım ile dinlerdik bu şarkıyı…

Şimdi yıllar sonra düşünüyorum. Biz sadece kamptan ayrılmadık. Çocukluğumuzu, gençliğimizi, en güzel dostluklarımızı, masumiyetimizi, hayallerimizi de o güzel yerde bıraktık. Çünkü başka hiçbiryer bize bu kadar keyif vermedi sonrasında.

Eylül…

Kışın geldiğini yavaştan hissettiren muazzam ay…

Büyüdüğüm yerlerdeki yolların; yeşil, sarı, kahverengi, kırmızı yapraklar ile doluştuğu; adeta renk cümbüşünün yaşandığı güzel zamanlar…

Kuruyan yaprakların çıkardığı hışırtı sesinde huzur bulduğum…

Güz yağmurlarında ıslandığım…

En daraldığım zamanlarda sahile inip denize karşı ağladığım…

Boyumu uzatmak ve kilo vermek için basketbol sahasına inip çılgınlar gibi efor sarf ettiğim kırmızı alanım…

Yeni kararlar alabilmek için en çok beklenen zaman dilimi…

Yazlık kıyafetlerin kaldırılıp uzun kollu kapişonlu hırkaların çıkmaya başladığı, insanlara ne giyeceğini şaşırtıp hasta eden havalar…

Yeni filmlerin vizyona girdiği, yeni kitapların ve albümlerin satışa çıktığı, markaların yeni koleksiyonlarını tanıtmak için yaşadığı heyecan…

Benim güzeller güzeli ismini verdiğim güzel yeğenim Eylül Ada…

Eylül aslında insana bütün duyguları aynı zamanda yaşatan melankoli hali. Ama en önemlisi hep yarım kalmışlıklar…

Tam 20 yıl sonra;

‘Sen bir Eylül çık gel,ben beklerim seni.’ cümlesini sonuna kadar yaşamak.. Sonra birinin çıkıp gelmesi ve sonra yine aynı hızla gitmesi. Hem de ‘Kızımız olacaktı.’ derken…

Ne büyük kaos değil mi?

Peki ya O’nun Eylül ayında Eylül adında bir kızının olması nasıl?

İşte bu yüzden Sevgili Eylül; sende anlatılmaz anılarım, sen de yaşanmamış güzel zamanlarım, sende yarım kalmış bir hikayem var benim…

Kendime anlatamıyorum ama size anlatacağım…

Bir Cevap Yazın