Palyatif Bakım

Palyatif bakım kliniği diye bir yer duydunuz mu hiç?

Açıkçası ben bundan yaklaşık yedi ya da sekiz ay önce canım eniştemin vefatından önce hiç duymamıştım adını. Ne amaca hizmet ettiğini orada öğrenmiştim.

Hatta sonrasında kuzenimle; ‘Eğer birgün palyatif bakım kliniğine yatarsak nedenini biliyoruz.’ esprisini yaparak şöyle demiştik;

Birbirimizi sakın kandırmayalım, kimsenin de bizi kandırmasın izin vermeyelim. Burası yolun sonu…’

Nasıl yani? demeyin.

İnsanın ayarları kaçıyor bazen…

Bir kaç gün önce yine aynı karamsarlıkları yaşarken detaylı bilgi sahibi oldum ve sizlerle de paylaşmak istedim. Belki birșeyleri yapmak için hala vaktiniz vardır.

Gelelim konumuza…

Palyatif bakım kliniği; Mevcut hastalıkları nedeni ile tam olarak iyileşemeyen veya yaşam sonunda desteğe ihtiyacı olan hastalara yardım etmeyi amaçlayan bir tıp alanıdır. Kanser, alzheimer, nörolojik rahatsızlıklar vb.

Yani şöyle; Eskiden son günleri kaldığı bilinen hastalar için ‘Yapılacak birşey yok, alın evinize götürün.’ denirmiș. Şimdi ise; bunun yerine hastaların son günlerini en acısız şekilde yaşaması için bu bakım üniteleri kurulmuş.

Anlayacağınız; yaşamın sonunda, hastalığı iyileştirme amaçlı tedavilerin amacına ulaşamadığı durumlarda palyatif bakım devreye girerek, hastanın şikayetlerine yönelerek yaşam kalitesini bir şekilde arttırıyormuș.

Amacı; hastaların yaşamına yıllar değil yıllarına yaşam katmakmıș.

Şimdi düşünün…

Amansız bir hastalığa yakalandınız ve son on gününüz…

Zamanınız başladı!

Tik tak, tik tak…

Neleri değiştirmek istersiniz hayatınızda?

Küslüklerden kurtulur musunuz mesela?

Özür dilemeniz gereken kişilerden özür diler misiniz?

Vicdanınızı yoran, uykularınız kaçıran, size acı veren pişmanlıklarınız ile yüzleşip, rahat rahat ebedi huzura kavuşmak için çaba sarf eder misiniz?

Sesini son bir kez duymak istediğiniz kişileri arayıp helallik ister misiniz?

Hadi siz basıp gideceksiniz…

Ya kalanlar?

Onlara son bir kez, hayatları boyunca unutamayacakları bir hediye bırakmak istemez misiniz?

Geçenlerde yiğenim Ahmet șöyle dedi;

‘Halacığım, bu kadar kitabı nasıl okuyorsun. İşten geldiğinde bana da okur musun?’

Sonra aklıma geldi. Bana birşey olursa, herșeyim onun ve Eylül Ada’nın zaten.

Kitaplarıma hiç kıyamazken şimdi beğendiğim yerlerin altlarını çizmeye başladım. Ahmet ya da Ada büyüyünce aynı satırları okurken benim o satırlardan etkilendiğimi bilsinler diye.

Evde otuza yakın atkı berem olmasına ve bunların en az on tanesini annemin örmüş olmasına rağmen bir tane daha istedim.

Annem de ‘Kızım evde bir sürü var.’ dedi.

‘Biliyorum.’ dedim anneciğim biliyorum.

Ama o bilmiyordu. Allah korusun ona birşey olursa; bütün o atkı berelere elinin, gözünün, kalbinin, sevgisinin değdiğini… Ve benim için ne kadar kıymetli olduğunu.

Babamdan bana kendi zevkine göre hediye almasını isterim mesela…

Bu çoğu zaman ya bir kolye, ya bir kalem, ya da sevdiğim birşeyler olur.

Yeşil bir kolyem var. Her daim taktığımda bilirim ki babam beni düşünerek aldı bunu…

……

Siz bu yazıyı okurken zamanınız kısalıyor.

‘Korkmayın, hala vaktiniz var.’

Demek isterdim ama ne yazık ki yok. Hayat çok kısa!

Bu yazıyı okuyan birçok insan eminim sağlıklı ve dünya işleri ile oldukça meşgul. Hala erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu anlamayan insanları da ben anlayamıyorum.

Sadece sabahtan öğlene kadar sürecek olan ve artık gayet uygun fiyata yapılan check-UP muayenesi sayesinde belki aileniz ile daha uzun yıllar geçirebilirsiniz.

Ben bunu yapmayan ebeveynlere aynen şu cümleyi kuruyorum.

‘Sen çocuklarını ve aileni sevmiyorsun.En önemlisi kendini sevmiyorsun!

Ne alakası var? diye soruyorlar birde herşey normalmiş gibi…

Evet arkadaşım sen bencilsin! Ne kendini ne de aileni seviyorsun. Eğer gerçekten sevseydin; tahliller için üşenmeyip, kendine daha iyi bakardın. Ailen ve çocukların ile daha uzun vakit geçirmek için sadece bir öğleden öncesi…

Çok mu?

Uğraşamam ben.

Hala ikna olmadın mı?

Rahmetli eniştem, yıllarca ünlü bir otomobil markasında parça döküm departmanında çalıştı. Eğer yaptığı işin zararlarını bilip altı ayda belki senede bir akciğer filmi çektirseydi herşey daha farklı olacaktı.

Hastanede gördüğüm bir amca ile sohbet ettik babam ile beraber. O da yine çok ünlü bir cam markasında yıllarca çalışmış ve şuan onun için yapılacak hiçbirșey yok.

Anlayacağınız son günleri…

Neden mi?

Yıllarca işlediği camlar, ciğerine yapışmış. Ailesi de kendisi de perişan. Evet çoluğunuz, çocuğunuz için emek veriyorsunuz. Ama yıllar sonra, tam rahat edeyim derken kendinize bakmanızın hiçbir faydası yok bilmem anlatabiliyor muyum?

Her şey iş ile ilgili değil tabi…

Her akşam ‘Bana birşey olmaz.‘ diyerek bayıla bayıla tükettiğiniz alkol-sigara var ya; onu kızınızdan, oğlunuzdan, karınızdan, ailenizden daha mı çok seviyorsunuz?

Ya size birşey olursa?

3 Comments

Bir Cevap Yazın