Sıradan Birgün

Günler aynı sıradanlık ile geçerken, sizinde bu günlerden farkınızın olmaması ne tuhaf. Boş, düz, mutsuz, umutsuz, heyecansız, kasvetli, bitik gibi ama değil, yaşıyor ama ölüden beter…
Aradaki fark; günler ile ilgili umudum var en azından. Bazen bir çocuk gülümsemesi, bir dost kahvesi, yeni alınan bir kitap bile sıradanlığı bozabiliyor benim için. Sizin sıradanlıktan çıkacağınıza dair ise; zerre umudum yok.

Neden kendinize bu kötülüğü yapıyorsunuz?

Üretmeden tüketmek!

Geçenlerde bir günümün 47 dakikasını bir sosyal medya uygulamasında geçirdiğimi görünce, en çok vakit harcadığım hesaplarımı kapattım. Her birimizin kullandığı minimum uygulama sayısı 10. Her birinde yaklaşık bir saat geçirmek ciddi anlamda asosyallik sebebi.

İnsanlar bu hesaplardan ne acıdır ki tatmin oluyor. Kim beğenmiş, kim beğenmemiş. Herkes o kadar sıradan ki; oturup gerçekten sohbet eden sayısı zaten çok sınırlı. Kimsenin hadi gel bir kütüphaneye ya da kitap kafeye gidelim dediğini duymadım yıllardır.

Biz çocukken haftanın bir günü giderdik kütüphaneye. Daha çok araştırır, daha çok tartışırdık. Öğrenmeye hevesli, bilgiye aç çocuklardık. Avm gezmez; parkta, bahçede, denizde olurduk.

Sıradanlıklarımız böyleydi…

Şimdi ise herkeste bir umutsuzluk. Kimse mükemmel hayatlar yaşamıyor arkadaşlar! Kendi içler acısı zannettiğiniz hayatlarınızdan o kadar nefret ediyorsunuz ki; o rüya gibi fotoğrafların arkasındaki acıları görememeniz çok normal.

Sıradanlıklarınızdan kurtulun!

Hergün gittiğiniz yolu değiştirin mesela. Yürürken en sevdiğiniz müziği dinlerken, telefonunuz yerine etrafınıza bakın. Böylelikle kaza oranlarında da düşüş sağlamış olursunuz.

Saçlarınızı hergün toplamak yerine, birgün de değişiklik yapıp ördürün ya da farklı bir yöne tarayın. Kişilerin sözel geri bildirimleri sizi yapay bir beğeni tuşunun vermiş olduğu hazdan daha çok keyif verecek inanın.

Hiç anlaşamadığınızı düşündüğünüz birine zeytin dalı uzatıp, onu tanımayı; en önemlisi kazanmayı deneyin. Sizin olmadığı gibi, kimse mükemmel değil. Anlamaya çalışın.

Yol boyunca giderken sosyal medya hesaplarınızdan insanları takip edeceğinize; açın biraz tarih okuyun, coğrafya okuyun. Gündemi takip edin.

Bir çiçek alın evinize, isim verip konuşun onunla. İnanın iki dakikanızı bile almayacak belki ama diğer günler nasıl çiçek açtığını, ne kadar sağlıklı olduğunu göreceksiniz. Önemli olan o çiçeğe arada su vermeniz değil, ona zaman ayırmanız.

Ne kadar güzel bir örnek değil mi?

İnsanlara da zaman ayırın. Ama bunu sadece ayırmak için yapmayın. Yoksa hergün su verdiğiniz bir çiçeğin solup gitmesine bir anlam veremediğiniz gibi, insanların da ellerinizin arasından kayıp gitmesine bir anlam veremezsiniz.

Tatile çıkın. İki gün tatiliniz bile olsa, günlük turlara katılın. Boşuna dememişler; Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? diye…

Yeni yerler, yeni insanlar keşfedin.

Bir hobi edinin. Ahşap boyayın, gitar çalmayı öğrenin, dans edin, şarkı söyleyin avaz avaz. Sesinizin güzel olmasına gerek yok, yeter ki o ritmi hissedin.

Spora başlayın. Sadece iyi görünmek için değil, iyi hissetmek için yapın. Kötü düşüncelerden kurtulup, arınmak tazelenmek için yapın. Unutmayın ki;

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Fotoğraf çekmeye başlayın. Sadece ön kameranızı kullanıp, dudaklarınızı büzüştürüp filtreler ile kendinizi değil, en saf hali ile doğanın, denizin, tabiatın, çocukların fotoğrafını çekin. Sonra asın en görebildiğiniz yere ve kendinizle gurur duyun.

Ailenize sarılın. Sadece özel zamanlarda değil, bir daha onları göremeyecekmiş gibi hergün arayıp seslerini duyun. Ertelemeyin.

Alın kahvenizi, günbatımını izleyin. Hani insan en çok üzgün olduğunda severmiş ya günbatımını; sadece üzgün olduğunuz için değil, kendinizle başbaşa kalmak için sevin.

“Bir gün,” demiştin bana, “günbatımını tam kırk dört kez izledim!”
Sonra da, “Biliyor musun,” diye ekledin. “İnsan günbatımını çok üzgün olduğunda seviyor.”
“O sırada çok üzgün muydun?” diye sorduydum. Hani şu kırk dört günbatımı izlediğinde?”
Ama küçük prens hiçbir şey söylemedi bu soruma karşılık.

Kendinizi sevin, kendinizi affedin. Yaptığınız tüm hatalar için uzatın o güzel elinizi içinizdeki çocuğa ve barışın onunla…

Bir Cevap Yazın