Belt Lipektomi / 360 – 2

8 Ekim 2019

11:30

‘Biri daha bana dokunursa sülalenizden başlayacağım!!!’

ve vücuduma giren narkozun etkisi ile derin bir uyku hali…

07:00

Bütün gece stres ve heyecandan uyuyamamıştım fakat buna rağmen dipçik gibi ayaktaydım. Yengem ile birlikte hastaneye gittik. Yatış işlemlerini hallettikten sonra beşinci kata yani plastik cerrahi ana bilim dalına vardık.

Karın ve uyluk germe ameliyatından tanımış olduğum bütün plastik cerrahi ekibi, hasta bakıcıları dahil eksiksiz olarak oradaydı. Bana rutin narkoz ve ameliyat sorularını sorup evraklarımı kontrol ettikten sonra hiç bekletmeden giymem için ameliyat kıyafetlerini vermişlerdi. Yine biraz endişe, biraz korku biraz da heyecan hissediyordum.

Sedyeye yattım. Kalbim kıpır kıpırdı. Mutlu sona ulaşmak üzereydim. E. Hoca’ya ve ekibine o kadar çok güveniyordum ki; içimde korkudan çok heyecan vardı aslında. Sonuç yine muhteşem olacaktı…

Tam ameliyathaneye girecekken, doktorlardan biri dudağımın kenarında bir gün önce çıkan bana göre sivilce, ona göre uçuğun ne zaman çıktığını sordu.

-Daha dün çıktı ben de patlattım.

-Sizi bu şekilde ameliyat edemeyiz.

-Şaka değil mi?

-Hayır, enfeksiyon kapabilirsiniz. Anestezi doktorunun görmesi ve onay vermesi gerekiyor.

Gergin bir bekleyiş…

Anestezi doktoru gelip ne zaman çıktığı sorusunu yineledi, kontrol etti.

-Ne yapacağız?

-Benim bu ameliyatı erteleme gibi bir durumum yok. Zar zor izin aldım, çalıştığım yer için en uygun zaman dilimi. Bir daha ayarlamak benim için çok zor. Lütfen birşeyler yapın.

-Çok büyük birşey değil ama tedbirli olmakta fayda var. Üstünü kapatalım ameliyatta.

İçime resmen su serpildi. O kadar korkmuştum ki; ameliyat ertelenecek diye bütün vücudum o an uçuk dolabilirdi. 🙂

Sonra kendimi E. Hoca ve asistanlarının eline bıraktım. Bir öncekinden alışık olduğum fotoğraf çekimleri ve gerilecek yerlerin asetatlı kalem ile çizimleri yapıldı.

Kafamı kurcalayan soruyu tek nefeste sordum.

-Çok iz kalmayacak değil mi?

-Güzel bir dövme ile çok güzel kapatılabilir.

İstediğim cevap bu değildi tabi ki. Kapanmasa da olurdu aslında. Çünkü vücuduma atılan her dikişin beni ne kadar güçlendirdiği hissini seviyordum. Acıya o kadar alışmıştım ki; bir süre sonra duygusal anlamda olduğu gibi fiziksel acıya karşı da hissizleşiyordum sanırım.

Ameliyat bir saatten fazla sürecekti. Saat dokuza yaklaştığına göre tahminimce onbir gibi çıkacaktım.

Saat onbir buçuğa yaklaşırken; odaya çıkartılmış, narkozun etkisi ile it gibi titriyordum. Beni önce düz sonra sırt üstü yatırdıklarını çok net hatırlıyorum. Narkozun etkisi ile hemşire ve hasta bakıcılara tek söylediğim cümle şuydu;

Biri daha bana dokunursa sülalenizden başlayacağım!!!’

Aman Allah’ım…

Hani çok acımayacaktı!

E. Hoca nerdesin!

Bu düşünceler ile sızmışım. Kendime geldiğimde saat öğlen ikiydi.

Sanki biri beni ıslak odun ile saatlerce dövüp bir çöplüğe atmış ve günler sonra çıkartılmıştım. Böyle bir ağrı çeşidi yoktu!

‘Hiçbir acı sonsuza dek sürmez.’

Mottomu düşünüp sakinleşmeye çalıştım ama içten içe küfür ediyordum. Tuvaletim gelmişti ve sonda takmadıkları için kalkmak zorundaydım.

Herhalde yaşadığım en zor anlardan biriydi. Dönsem dönemiyorum, kalksam kalkamıyorum. Ama kalkmak zorundayım yoksa tuvaletimi daha fazla tutamayacağım.

-Sürgü getirelim böyle olmaz.

Yiğitliğe bok sürdürür müyüm?

-Yok ben kendim kalkarım.

-O zaman önce birşeyler ye ve otur yirmi dakika. Başın dönebilir, düşebilirsin.

-Yok istemiyorum, tuvalete gitmem lazım.

diye direnirken ben; sevgili Eser’im ağzıma pipetle çorba dayıyordu.

Bir bardağı içirdikten sonra; zafer edasıyla ‘Şimdi kalkabilirsin.’ dedi.

Bu kızın ve o müthiş ailesinin hakkını aile olarak nasıl öderiz hiç bilmiyorum.

Tabi hakkını ödeyemeyeceğim canım kuzenimi de es geçemem. Ama bunlar sonraki anlatacağım mevzular.

Kalktım…

Masanın üzerinde sarı papatyalar ve üzerinde en az gönderen kadar güzel bir not vardı.

Siz benim kış güneşimsiniz!

Melis’imden geliyordu. Son zamanlarda tanıdığım en güzel, en akıllı, en eğlenceli,en savaşçı, en dost insanlardan biri…

Biraz olsun daha iyi hissediyordum. Aslında, yürürken kendimi yatarken olduğundan daha iyi hissediyordum. Gerçi hastanede kaldığım üç gün boyunca ve şimdi de bu gerçek hiç değişmedi.

Düşünsenize, bel kısmınızdan sırtınıza doğru uzayan çift taraflı onlarca dikiş ve boşlukları doldurmak için yapılan baskılı pansuman!

Bu acının tarifi, benim gibi acı eşiği çok yüksek olan biri için bile gerçekten çok zor.

Karın ve uyluk germenin acısı da neymiş!

Tam yatarken E. Hoca ve asistanları geldi.

-Bir kontrol edelim.

-Hani acımayacaktı E. Hocam?

-Ben birşey hissetmiyorum Senem’ciğim? 🙂

-Gerçekten mi? Ben çok fena hissediyorum ama!

-Yaptığım bel ve sırt efektini görünce bayılacaksın, bütün ağrıların dinecek.

Hiç şüphem yoktu gerçekten! Sonucun kendisi gibi mükemmel olacağından. Sen nasıl mükenmel bir adamsın böyle? Kendi küçük, kalbi gönlü başarıları kocaman dev adam! İyki varsın ve yolumuz bir şekilde bir yerlerde kesişmiş.

Sonrasında verilen ağrı kesicilerin etkisi ile derin bir uykuya daha daldım.

Gözümü açtığımda yan yatağımda yatan kadın söylenip duruyordu. Sadece söylense yine iyiydi. Kendi kendini öksürtüp, tükürüğünde boğulacaktı.

Daha önce yüzünü ve vücudunun birçok yerini gerdiren hastamız o kadar çok konuşuyordu ki, sanki sadece o ameliyat olmuştu. Bu sefer iç bacaklarını, kulaklarını ve dudaklarını yaptırmış.

Çıkarın şu çiçeği benim alerjim var!

Bu sefer gelen çiçek Nilay’ımdan!

Bembeyaz orkideler…

Her daim eşine ve çocuğuna olan aşkına hayran olduğum, başına gelen birçok şeye rağmen gösterdiği sabıra hayran kaldığım güzel kadın!

Hep sorarım, yine kendi kendime aynı soruyu bulurken buldum kendimi;

Ben sizin aptallık seviyenizi merak etmezken, siz neden benim sabrımın sınırını merak ediyorsunuz?

Hayır kıskançlık yapılır anlıyorum ama bu kadarı fazla değil mi sahiden?

Sabah gelen canlı çiçeğe tepki göstermeyen, öğleden sonra gelen çiçeğe neden tepki gösterir.

Bunu nerden mi anladık?

İkinci gelen çiçeğin yapay olduğunu söyledik ve o da onun kalabileceğini ama beş saat önce gelen çiçeğin odadan çıkarılmasını istedi.

Çok tuhaf değil mi?

Evet çok tuhaf, ama bitmedi.

-Sana da sürekli çiçek geliyor. İndirim var çiçek sepetinde herhalde ben de baktım şimdi.

Bir an kendine sipariş verecek diye çok korktum. Allah’ım sabır ver.

Geceye doğru benim ağrılarım iyce vurmaya başlayınca hemşireyi çağırdık.

-Çok üşüyorum ve ağrım var, kemiklerim sızlıyor resmen. Boğazlarım da da şişlik var sanırım. Lütfen ağrı kesici birşeyler yapın.

-Ağır bir operasyon geçirdiniz ve sırt kemiklerinize baskı uygulandı, sırt üstü yattığınız için de boynunuza baskı yapmış olabilir. Şimdi ben ağrılarınızı dindireceğim.

Ben uyuduğunu sanıyordum fakat uyumamış kadın. Birden feryat figan ağlamaya başladı.

‘Kemiklerim sızlıyor benim de, boğazlarım acıyor. Çok üşüyorum, benimle ilgilenin.’

Ablacım yani kemiğini ağrıtacak birşey yok ortada. Normal şekilde söylesen de zaten yardımcı olurlardı sana bizi yerimizden zıplatmaya hiç gerek yoktu bizce.

2.Gün

Yapılan kan değerleri ve diren kontrolünden sonra; kan değerlerim düşük olduğu için yine tedbir amaçlı hastanede kalmamı istedi asistan doktorlar. Kontrol altında olmalıydım. Direnlerde çok fazla kan birikmesi oluyordu ve bu bir önceki ameliyattan tecrübe edindiğim kadarı ile iyi birşey değildi.

Kadına ise; direnle taburcu olabileceğini, bir iki gün sonra gelip çıkartabileceklerini herhangi bir sorun olmadığını belirtselerde gitmedi.

O günü kadının laf sokan halleri ve imalı bakan gözleri ile tamamladık. En çok korktuğumuz şey; bize nazar değdirebilecek kem göze sahip olmasıydı.

3.Gün

E. Hoca sabah elinde portakal-nar suyu karışımı ile geldi ve günümüzü aydınlatacak haberi verdi.

-Direnleri çıkarıp pansumanını yapıp seni uğurluyoruz bugün ama pazartesiye kadar gözüm üzerinde!

-Siz süpersiniz!

-Ameliyatım var hemen gitmem gerekiyor, sana bizim çocuklar yardımcı olacak.

dedi ve gitti…

Bizim kadın durur mu hiç, başladı yine söylenmeye;

-Benim direnlerimi kim çıkaracak?

Hemşire cevap verdi;

-Biz çıkaracağız.

-Ben M. Hocayı istiyorum.

-Onlar bu işler ile ilgilenmiyor, biz ve hastabakıcılar yapıyor.

Kadın tatmin olmadı kalktı o halde hemşire bankosuna. Utanmasa şunu diyecekti eminim; ‘Yan taraftaki hastanın pansumanını E. Hoca yaptı, direnlerini çekti. Ben de kendi doktorumu istiyorum.’

Bazen insanlar gerçekten, kendilerini soktukları komik durumun farkında olmuyorlar ne yazık ki! Bu kadın da onlardan biri.

Dış görünüşünüze istediğiniz kadar estetik yaptırabilirsiniz.

Peki ya o fesat kalbinize ne yapacaksınız?

O pis diliniz, çirkin bakışlarınız için de var mı bir estetik?

Güzellik ruhtan gelir. O yüzden derler ki;

İçinin güzelliği dışına vurmuş.

Siz ve sizin gibiler için ne güzel çare kendini olduğu gibi kabul etmek.

Bir Cevap Yazın