Gönderilmemiş Mektuplar 28 / Çocukluk

Çocukken ne kadar masum, korkusuz bir o kadar da cesurduk. Yapacağımız şeylerin sonucunu düşünmeden korkusuzca her türlü tehlikeye atlayabiliyorduk. Başımıza neler gelebileceği ya da birine zarar verip veremeyeceğimiz o çocuk aklımıza gelmiyordu. Tek bildiğimiz istediğimiz sonuca ulaşmak oluyordu.

Geçenlerde dört yaşındaki güzeller güzeli prensesim, canım yeğenim Eylül Ada almış eline makası hem bebeklerinin hem de kendi saçlarını kökünden kesmiş. Hal böyle olunca da babası almış eline makineyi sıfıra vurup kel yapmış kafasını. Annesi ve babası neden böyle bir şey yaptığını sorduğunda da ‘Bu konu ile ilgili konuşmak istemiyorum!’ diyormuş.

Kaç gündür aklımdan çıkmıyordu.

Neyi dert ettin bebeğim kendine de o güzelim saçlarını kökünden kestin? Doğacak olan kardeşini mi bu kadar taktın kafana?
Ağabeyim ve yengem ile telefon ile konuştuk fakat benim içim onu görmeden bir türlü rahat etmiyordu. Gideceğim sabah telefon ile aradım ve ne istediğini sordum. Tabi ki bebek istiyordu. Ayrıca ayakkabı ve elbiselerini de istiyordu küçük hanım…

Üç gün boyunca hem kendisi hem de bütün aile mahvolmuştuk onun o haline.

Küçücük kalbi ne ile mücadele ediyordu?

Sabah uyandığında aynaya bakıp; ‘Aptalsın sen aptal!’ demek nasıl bir kendine kızgınlığın ifadesiydi?

Ya da annesine ‘Anne neden bu evde bu kadar çok ayna var her yerde kendimi görüyorum.’ demek?

Ben kendime o ifadeyi ilk kez yedi sekiz yaşlarındayken söylemiştim sanırım. Annem ile birlikte kuaföre gittiğimizde benim de bir tutam saçımı sarı yapmışlardı ve o kadar çirkin görünüyordu ki aynaya bakıp ben de kendime aynı söylemde bulunmuştum.

APTALSIN SEN APTAL!

Onunla da kalmayıp almıştım elime makası ve saçımın tepesindeki sarı tutamı ağlayarak kesmiştim. O kadar dipten kesmiştim ki; kirpi gibi diken diken duruyordu kafamın tepesinde… Aynaya her baktığımda gözlerim doluyor ve ağlıyordum. Sonra biraz uzamaya başladığında minik tel toka takıp düzeltmeye çalışıyordum. Bir zaman sonra kabullenmiştim ve daha az canımı yakıyordu o minik saçlar. İlk zamanlardaki gibi canımı acıtmıyordu.

Güzeller güzeli meleğim; bu mektubu okuduğun ve yazdıklarımı yüzünde tebessüm ile okuduğun zaman ben hayatta olur muyum bilmiyorum ama nefes aldığım her an, her saniye senin yanında olacağım.

Prensesim Eylül Ada…

Hayat sandığın kadar acımasız değil fakat karşılaşacağın insanlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hayatına giren insanlar her zaman çok iyi kalpli, merhametli, sevecen ve dürüst olmayacaklar sana karşı…

Her zaman seni ve senin fikirlerini destekleyen ailen yanında olsa da bazı zamanlarda doğru kararlar veremeyeceksin. Ama yine de ailen seni destekleyecek ve kapı gibi arkanda duracak. Sen bizim için her zaman Eylül ayında gidilen Ada misali huzursun, ama sadece keyifli olduğun zamanlarda. Sinirli olduğun zamanlar gerçekten hiç çekilmiyorsun. Aynı bir aslan gibi üstüne atlıyorsun herkesin ve ne bulursan elinde fırlatıyorsun bize! Babana göre bana benziyorsun, çok dalga geçti benimle küçükken ondan olsa gerek.

Ne diyordum?

Sevgili meleğim; sen çirkin de olsan güzel de olsan bizim için her zaman dünyanın en güzel kızı olacaksın. Kilolu olman, saçlarının az olması, boyunun çok uzun ya da kısa olması, ayaklarının büyük olması, yüzündeki sivilceler, takacağın gözlük, dişlerindeki teller ya da bir tarafının yetersiz olması seni sevmemize hiç bir zaman engel olmayacak.

Biraz büyüdüğün zaman seninle dalga geçen arkadaşların olacak. Mükemmel olsan da insanlar seni üzmek için bir bahane hep bulacak emin ol. Bu nedenle herkesin söylediğini kaale alma. Doğruların olsun hayatta, inançların olsun ve kimsenin sorgulamasına izin verme. Eleştirebilirler evet ama seni yermek için mi geliştirmek için mi yapılıyor bu ikisinin ayrımına dikkat et…

Sen sen ol kimsenin uzuvları ya da eksikleri ile dalga geçme. Bunun bir başkasına yapılmasına da asla izin verme…

Ailenin her zaman sığınılacak bir liman olduğunu unutma. Kırk yaşına da gelsen yanında kimse olmasa da ailenin senin yanında olacağını bil…

Kardeşlerini her zaman koru…

Onlarla ne kadar kavga etsen de en iyi arkadaşların olduğunu ne yazık ki yirmili yaşların sonunda anlayacaksın…


Aşık olduğun zaman midende uçuşan kelebekler olacak belki en yakın arkadaşın ile aynı adama aşık olacaksın. O zamanlarda kendini mutsuz etme sakın. Arkana dön ve yoluna devam et. Seni gerçekten seven biri için tercih olamayacak kadar özelsin çünkü…

Sen ve kardeşlerin çok şanslı çünkü hem annen hem de baban mükemmel ailelerde yetişti. Düşün bak ben 35 yaşında olmama rağmen deden ve babaannen beni hala ‘Prensesim’ diye seviyor. Yani sen ailenin ilk kız torunu olarak benden sonra gelen küçük prensessin. Benim yokluğumu aratmayacağından eminim…

Benim hikayemi okuduğun zamanlarda isterim ki; yüzünde hep bir gülümseme olsun. İsterim ki; o an sahip olduğun sıkıntıların hiç birinin seninle kalmayacağını ve geçeceğini bil ve kendini üzme. Sakın şimdiki yaşadığın travmayı hatırlayıp hayatı kendine zehir etme. Çünkü ben kendim ve çocukluğum ile çok savaştım ponçik yeğenim…

Şimdilik bu kadar güzelim, ama sana yine yazacağım…

Seni çok seven halan Senem.

Senem Acarhttp://Hayalimdekiben.com/
Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!

İlgilinizi Çekebilir

Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here