Nerede?

Nerede o eski ramazanlar?Nerede o eski bayramlar?Son yıllarda ne çok duyar olduk bu cümleleri değil mi, özellikle ailelerin yaşayan dev çınarlarından?İnsanlar bayramları tatil olarak görmeye başladığından beri ne çok değişti aslında hayatımızda. Eskiden bayram demek bizler için; yeni kıyafet, ayakkabı demekti. Topladığımız bayram harçlıkları, kapı kapı dolaşıp toplanan şekerler,kalabalık sofralar,  uzun zamandır görmediğimiz akrabalarımız ile birlikte olup, hasret gidermek demekti.

Değişen çağ ile birlikte alışkanlıklarımız bile o kadar çok değişti ki; özellikle son yıllarda birleştirilerek uzatılan bayram tatillerinde, anne babamızı ya da aile bireylerimizi görmek yerine; beş yıldızlı otellerdeki açık büfeyi ya da koca koca yüzme havuzlarını görmeyi tercih eder olduk. Yaşlılarımızı ziyaret etmeyi, çocuk esirgeme kurumundaki çocukları, huzur evine bırakılan milyonlarca kimsesiz insanı unuttuk.

En önemlisi insanlığımızı unuttuk!

Birçok insanın yiyecek ekmeği yokken; biz sosyal medya hesaplarımızda yediklerimizi, içtiklerimizi paylaştık. Anne babasını ya da ailesini kaybeden ama hayata tutunmaya çalışan insanlar varken; ne hissedeceklerini zerre umursamadan; nispet yapar gibi ailelerimiz ile birlikte geçirdiğimiz en güzel anları paylaştık.

Fitre, zekat verme işi bile o kadar zor geldi ki bize; onun bile kolayını bulduk.

Aslına bakarsak; bu kadar çok değerimizi unutmuş ya da uygulamazken, yaşadığımıza şükretmemiz gerekiyor

Toplumun belli bir kesimi bir şekilde bayram gelenek ve göreneklerini eskisi gibi yaşatmaya çalışsa da bu cümleler hiç bu kadar hakkını vererek söylenmemişti;

Nerede o eski ramazanlar?

Nerede o eski bayramlar?

Ne eskisi gibi ki?

Hiçbir şey…

Hiçbir şey 21 Mart 2020 tarihinden öncesi gibi değil, biz bile değiliz.

Müslümanlar için yılın en güzel, en özel ve en anlamlı ayı olan ramazan ayında insanlar çaresiz. İnsanlar işsiz, insanlar borçlu, insanlar yaklaşık iki aydır evlerinde karantina altında…

Oysa eskiden böyle miydi?

Eş dost, yakın akrabalar, arkadaş çevreleri iftara davet edilir, kocaman sofralar kurulurdu. İnsanlar topun patlamasını bekler, o zamana kadar derin sohbetler ederlerdi. Kimi insan Sultan Ahmet Camii’ne, kimi insan Eyüp Sultan Camii’ne giderek oruçlarını açar, sahura kadar ibadet edip camileri ziyaret ederlerdi. Şimdi ise; aramızda bütün dünyayı etkisi altına alan bir virüs var. Anne babamız ile bile aramızda kilometreler var. O kadar trajikomik bir durumdayız ki; insanlar birçok sosyal medya uygulaması ile yalnız kalmamak adına; canlı yayında iftar yapıyor.

Ne tuhaf bir dönem değil mi?

Bayram geliyor ve sokağa çıkma yasağı var.

Eskiden aileler çocuklarına bir hafta öncesinden yeni kıyafetler alır, bayram için hazırlanılırdı. Evlerde sarmalar sarılır, baklavalar açılır, börekler yapılırdı. Bayram günü sabah erken kalkılır, evin erkekleri Bayram namazına gider, geldiklerinde sabah kahvaltısı yapılarak bayramlaşılırdı. Sonra mezarlıklar ziyaret edilerek, büyüklere el öpmeye gidilirdi. Bütün sülale toplanıp, sanki yıllardır görüşmüyor olmanın acısı çıkarılırdı. Evlerde tam bir bayram havası hakim olurdu anlayacağınız… Şimdi ise; evlerden çıkamıyoruz. Hiçbir şeyin tadı tuzu yok. İnsanların da öyle…

En kötüsü de ne biliyor musunuz?

Akıllanmıyoruz!

Şimdi seyahat yasağı kalksa yine milyonlarca insan kendini atacak sokaklara…

Arabası olan alacak arabasını basacak gaza, kafa nereye o oraya…

Yine otellerdeki en güzel yerlerde rezervasyon yaptırılacak, tatil planlarına dur durak bilmeden devam edilecek…

Bayram sonrası, 1 Haziran itibari ile açılacak olan meyhanaler, restaurantlar dolacak yine tıka basa…

Yani demem o ki; her şey normale döndüğünde, bu sene evlerde olmamız dışında hiçbir şey değişmeyecek hayatımızda. Biz yine vurdumduymaz, duyarsız, bencil, narsist insanlar olarak hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!