Obezite Ameliyatı 2

Nihayet ameliyat günüm belli oldu ama tetkiklerin henüz hiçbiri yapılmadı, iki gün sonraya randevu verdiler. Daha onay verip vermeyecekleri bile belli değildi ama hissediyordum. Sorun çıkmayacaktı ve ben dört gün sonra ameliyat olacaktım. Her altı ayda bir kan tahlillerini yaptıran ve kontrollü biri olarak bundan emindim.

Hastaneden çıktıktan sonra annemden bütün sevdiğim yemekleri yapmasını istedim. Bildiğiniz kombo yaptım.

Börekler, sarmalar, dolmalar, mantılar, tatlılar, neler neler…

Sevdiğim ne varsa, iki gün boyunca saatlerce yemek yedim.

Ne demişti doktor;

Bir daha asla böyle yemek yiyemeyeceksin.

Düşündüm, çok düşündüm.

Acaba hata mı yapıyordum?

Tekrar başlayabilir miydim?

Psikolojik olarak bu sürece hazır mıydım?

Hayır. Kesinlikle hazır değildim.

Yeniden başlamaya psikolojik olarak gerçekten hazır değildim ve uzun bir süre daha hazır olacağımı sanmıyordum.

Eğer beyniniz ve bedeninizin savaşını otuz sene boyunca canlı canlı izlediyseniz, yeniden başlamak o kadar da kolay olmuyor ne yazık ki…

Verilen onlarca kiloya karşılık alınan kat ve kat fazlası kilolar, yaşadığınız duygu karmaşası, sizi yıpratan hayal kırıklıkları derken bakmışsınız otuz yaşına gelmişsiniz. Ve hala bir obezsiniz!

Bazen ne yaşadığınızı bilmeyen insanlar boş boş konuşuyorlar.

Cümleler aynen şu şekilde;

‘Aa ameliyat mı oluyorsun? Öyle herkes veriyor. Ne yapıyorlar tüp mü takıyorlar?’

Yok ablacım dizel ve benzinli tercihi de var ama ben tüpü tercih ettim.

‘Canınında mı kıymeti yok? Keşke spor ve diyet ile verseydin.’

Aslında hobi olarak ameliyat oluyorum ben. Ölümü göze almakta bunlardan biri!

‘E sonra vücudun sarkmayacak mı?’

Acıktığım zaman o derileri kesip lahmacun niyetine yiyeceğim.

‘Ya patlarsa?

Tüp mü bu patlasın!

….

Siz hiç;

138 kilo olup; o vücut ağırlığınıza rağmen her sabah beşte kalkıp spora gittiniz mi?

Kendi vücut ağırlığınız ile spor yapıp canınıza okudunuz mu?

Spordan işe gidip bütün gün ayakta olduğunuz bir işte çalıştınız mı?

Günlük rutin hayatınıza tempolu bir şekilde devam edip, 50 kilo verdiniz mi?

Sonra tam yeni hayatınıza adapte olmușken, bütün gardolabınızı ağlaya ağlaya boşaltıp o kiloların hepsini geri aldınız mı?

En yakın arkadaşınız, hoşlandığınız adam ile evlendi mi?

En zor zamanınızda tanıştığınız ve zayıflamak için sözleştiğiniz adam tarafından terk edildiniz mi?

Arada deneyin bu dediklerimi. Cidden komedi filmi gibi…

Bu hayal kırıklıkları ile yaşamanın ne demek olduğu ile ilgili en ufak bir fikriniz var mı?

Gerçekten merak ediyorum…

Siz hiç kilo vermek için şu söylediğim şeylerden en az birini bile denediniz mi ki bu kadar rahat eleştiride bulunabilip saçmalayabiliyorsunuz?

Çok mu mutlusunuz ki insanların yaşadığı hayatı ve verdiği kararları bu kadar rahat sorgulayabiliyorsunuz?

Neyin rahatlığı bu!

İnsan yaşattığını yaşamadan ölmez. Bugün bu hayatı siz yaşıyorsunuz. Yarın bir gün, belki seneler sonra; çocuklarınız, torunlarınız yaşayacak.

Ve siz emin olun, bugün eleştirdiğiniz, amaçsızca sorguladığınız, dedikodusunu yaptığınız ne varsa hepsini tek tek yaşayacaksınız!

Ve ben!

Bunca yaşadığım olaydan sonra, Simone de Beauvoir’a sonuna kadar katılıyorum.

Canımı yakanlardan intikam almayı düşünmedim hiç, hayat benden daha yaratıcı.”

Senem Acar: Yaşadıklarımı Örnek Almak İçin Bir Sebebin Yok. Alma Zaten. Ben Kılavuzun Değilim, Dilediğin Zamana Kadar YOL ARKADAŞINIM!