Obezite Ameliyatı 8/Hormonlar İle Başımız Dertte

Nedir bu hormonlardan çektiğimiz arkadaş!

Özellikle kadınlarda;

Sınav dönemi gelir. Evlerden eksik olmayan kiloluk dondurma kutuları buzlukta baş köşeyi alır.

Akşam kız grubun ile gıybet vardır. Biri çekirdek, biri içecek, biri tatlı, biri pasta biri börek derken; sadece çay kahve içilecek masa alır başını gider.

Regl dönemi gelir. Taa bir hafta öncesinden, tatlı krizleri başlar.

Hamile kalınır. ‘Ben değil, çocuğum yesin.’ mantığı ile aşerme dönemlerinin canına okunur.

Sonra 20 kilo alınca da; Ay ben ne yedim ki?

Ne mi yedin?

Kafamızı yedin, kafamızı…

Erkeklerde durum farklı mı sanki?

-Kanka yengenle çok pis kavga ettik, akşam semte gel. Canım çok sıkkın!

İçin o biraları için. Sonra, ‘Benim neden göbeğim var?’

Göbek değil o kaçak kat…

-Oğlum maç var. Öncesinde stadın orda köfte ekmek yiyelim mi?

İçine de şöyle bol ketçap, mayonez.

Yetmez, ikinci yarım söylenir.

-Hacı sınavlar başlıyor ders çalışalım ama boş mide ile olmaz ne’li pizza söyleyelim?

Ekstra tavuk toplarını unutma!

-Akşam play station partisi var. Cipsleri, biraları kap gel!

Ooohh… Yarasın…

Bazı zamanlar, üzerimize nedensiz bir duygusallık çöker. Sanki karşımızdaki insan bize küfür etmiş gibi gelir.

Size de oluyor mu?

Özellikle ikili ilişkilerde uğraş dur…

Kendinle mi onunla mı?

-Aşkım nasıl olmuşum?

-Senin içinde o sindiyse gayet hoş görünüyor aşkım.

-He sen beğenmedin yani?

-Bebeğim ben öyle birșey demedim.

-Ne demek istedin? Biliyorum çok kilo aldım.

-Hayır tatlım sen böyle de çok güzelsin.

-Böyle de derken? Demek kilo aldığımı söylüyorsun!

-Hayır aşkım ben öyle demek istemedim.

Sen beni artık sevmiyorsun. Yanına yakıştırmıyorsun.

-Offf…. Ben çıkıp biraz hava alacağım!

-Sen de git zaten,yalnız bırak beni!

-Tamam gidiyorum.

-Gitme…

-Gelirken sana ne alayım?

-Çilekli pasta…

Salya sümük sarılarak ağlamalar…

Karşınızdaki adam biraz kadın ruhundan pardon hormonlardan anlamıyorsa vay haline!

Nasıl bir kültürde yaşıyorsak önümüz arkamız, sağımız, solumuz yemek…

Kızıyorsun yemek, mutlu oluyorsun yemek, şaşırıyorsun yemek, oturuyorsun yemek, kalkıyorsun yemek…

Başınıza gelen olaylar ile ilgili başkalarını suçlamak ne kadar kolay ise; yaşadığınız en ufak sallantıda size zarar veren eski kötü alışkanlıklarınıza sarılmanız da bir o kadar kolaydır.

Özellikle obezite ameliyatından sonra kilo alan birçok arkadaşımı görünce aşırı derecede korkmuştum.

Çünkü itiraf ediyorum sonrasında dört kilo aldım ve kendime şu soruyu sordum.

Tekrar obez olmaya cesaretin var mı?

HAYIR YOKTU!…

Hani o çok sevdiğiniz bir arkadaşınız ile yaptığınız tartışmanın sonunda, buzdolabının kapağını açıp kocaman bir dilim pasta yemiştiniz.

Nasıl mutlu olduğunuzu hatırlıyor musunuz?

Oohhhh… mis….

Beyne giden bütün mutluluk hormonları devrede.

Ya da aldatıldığınızı öğrendiğiniz günün gecesinde ve devamında gelen, kurduğunuz çilingir sofraları…

Saf şeker ve karbonhidrat nasıl da kahkalara boğmuștu sizi…

Peki ya patronunuz ile yaşadığınız ufak çaplı krizi çözmek için bilgisayar başında çılgınlar gibi tükettiğiniz cips kola ikilisine ne demeli…

Offff…. Nasıl güzel, bütün karbonhidrat ve şeker kana karışıyor.

Geçici bir rahatlama daha…

Dopamin mi desem, oksitosin mi desem, serotonin mi, girelin mi, endorfin mi bilemedim?

Tek bildiğim; bizim bu hormonlar İle başımız fena halde dertte!

Kendinizi hiç kahkahalar ile gülerken, birden ağlarken buldunuz mu?

Ya da herșey yolunda giderken kendinizi dünyanın en gereksiz insanı hissettiniz mi?

Korkmayın, yalnız değilsiniz.

Bunların hepsi vücudumuza giren kimyasalların oyunu!

Bakalım bizi mutlu eden bu hormonlar ile nasıl daha iyi anlaşabiliyoruz?

Şimdi bu serotonin; Beyindeki mutluluk hormonundan sorumlu olup, çoğu sindirim sisteminde üretiliyor. Aslında vücudumuzu biraz güneş ışığına maruz bırakarak ya da spor yaparak serotonin hormonu seviyesi arttırılabilecekken biz gidip en sağlıksız olanı ile bunu yapmaya çalışıyoruz. Yani; Fazla karbonhidrat yükleyerek geçici mutluluk sağlıyoruz. Yapmamız gereken yürüyüş, aerobik, yoga gibi fiziksel aktiviteleri artırmaktır.

Dopamin ise; ödül ve haz merkezini kontrol eden bir sistem taşıyıcısı!

Başarı da bunun en güzel tetikleyicisi!

Kendinize Smart hedefler vererek, başarının önünü açabilir ve o büyük hazzı yaşayabilirsiniz.

Hedeflerinizin net ve erişilebilir olduğundan emin olmak için her biri olmalıdır.

Yani;

Spesific: Spesifik
Measurable: Ölçülebilir
Achievable: Ulaşılabilir
Relevant: İlgili
Time-Bound: Zaman Sınırlı

Gelelim benim en tatlı, en sevdiğim hormonlardan biri olan endorfine.

Endorfin; Endişe ve acı duyarlılığımızı azaltarak bizi biraz daha yatıştırır.

Spor yaparak, buhar odası ya da sauna tedavileri ile vücudunuzu yenileyip, kaslarınızı gevşetebilirsiniz. Vücut endorfin salgılayarak zihnin tazelenmesini sağlar.

Girelin; Daha önce duymamıştım ama stresi azaltan ve insanın rahatlamasını sağlayan ve en çok acıktığımız zaman devreye girerek bizi çılgına çeviren hormon olarak kayıtlara geçmiş:)

Bu nedenle çok fazla yemek yemeyerek dengede tutup, sinirlendirmemek lazım.

Gelelim en seveceğiniz hormona;

Oksitosin.

O bir aşk hormonu!

O bir çöpçatan!

Sosyal davranışın oluşmasını, sevgililer, çocuklar ve çiftler arasında yakınlığın kurulmasını sağlayan mutluluk hormonu!

Sevdiğiniz insanlarla vakit geçirerek bu hormonu canlı tutabilir ve stresten uzak kalp sağlığınızı koruyabilirsiniz.

Özetle;

Bol bol fiziksel akfivite yapın!

Alışveriş merkezlerinde tıkanıp kalmak yerine, bol bol temiz hava alın.

Güneş ışığının keyfini çıkarın!

Sevdiklerinize vakit ayırın!

Çikolata yiyin tabi abartmadan:)

Yeni bir hobi edinin!

Gülümseyin. Kendinizi kötü hissettiğiniz zamanlarda bile gülümseyin! Çünkü beyin gerçek ve hayal ayrımını yapamaz. Yüzdeki kasların hareketi sayesinde daha çok hormon sağlayacaktır.

Ağlayın. Sebepsiz yere ağlamak bağırmak istediğinizde bunu daha çok yapın. Bir süre sonra endorfinin etkisini göreceksiniz.

Bir Cevap Yazın