Okul ve İlk profesyonel iş hayatı…

Orta okuldan sonra, ben ne kadar radyo – televizyon istesemde kimya bölümüne zoraki kayıt oldum. Çünkü; 1999 depreminde annem ile birlikte şehir dışındaydık ve iletişim meslek lisesinin kayıt dönemine yetisememistik.

Bazen düşünüyorum…

Sevmediğim halde numunelerin kokularından içeriğini anlayıp deneyleri tam not ile bitirip, voleybol oynamaya giderdim. Sevsem ne olurdu bilmiyorum.

Evet, voleybol oynamayı çocukluğumdan beri çok severim. Ama sevdiğim her şey gibi onu da düşündüğüm zaman içim sızlıyor. Sırf kilolu olduğum için beni okul takımına almamışlardı. Bırakın almayı, seçmelerde bile ön yargı ile bakıp ilgilenmemişlerdi benimle.

Diyeceğim o ki; ön yargı iyi birşey değil azizim,…

Lise dönemi bir şekilde bitti… Üniversite dönemi başladı. Bende sıfır istek, sıfır heyecan. Zoraki okuduğum 3 yıldan sonra 2 yıl daha o kadar zor geldi ki ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Diploma notu ile geçiş yaptığım ikinci öğretim olan üniversitede hayatımda ilk defa 138 kiloya kadar çıkmıştım.

Ne büyük yıkım…. Kolay değil tabi akşam okula git, eve gel yemek ye, bütün gece otur, öğlene kadar uyu, baba parası ile eğlenmeye devam et falan zor işler 😉

Ben hep hayallerimin peşinden gittim ve zamanla hemen hemen bir çoğunu gerçekleştirdim. İletişim okumak istiyordum ve bununla ilgili birşeyler yapmalıydım. Okula devam ederken; Yerel bir gazetede sokak röportajları, gündem konuları derken sokak muhabirliği yaptım. Eş zamanlı olarak yine yerel bir radyoda hafta içi – hafta sonu programlar hazırladım ve djlik yaptım. Ama bu işler hobi olarak keyifliydi. Profesyonel anlamda yapmadığım için doğal olarak para kazanamıyordum. Okul bittikten sonra babamın birçok üst düzey tanıdıklarının is bulma çabalarına karşı çıktım. Ben kendi ayaklarım üstünde duracaktım. Ama tahmin ettiğim kadar kolay olmadı.

Neden mi?

138 kilo birini kimse kolay kolay ise almaz. Nitekim öyle de oldu.

Bir ay, iki ay üç ay…

Kendi kafama aldığım kredi kartı borcu yüzünden kara listeye girmeme mi yoksa kilolu ve tecrübesizim diye bütün iş görüşmelerinden daha da umutsuz ayrılmama mı üzülmeliydim?

Derken birgün telefon çaldı… Daha önce birçok kez başvuru yaptığım firmanın tadilat gören beş katlı mağazası için, satış danışmanı olarak görüşmeye gelir misiniz? diye biri aradı. Koşa koşa gittim görmeniz lazım…

Neyse ki ön yargılarindan arınmış mükemmel bir Mağaza Müdürü ile görüştüm. Mülakatta kimya ile ilgilenip laboratuvarda çalışmaktansa, insanlarla iletişim içinde olmayı tercih ettiğim için ve gerçekten bunu sevdiğimi söylediğim için beni 138 kilo halimle işe aldı. Bana güvendiğini o kadar çok hissediyordum ki ona mahçup olmamak için, öncelikle onu mahçup etmemek için hep çok çalıştım. Gece gündüz mağazada yatıyordum. Personel kıyafetlerine giremediğim için erkek personel pantolonu giydiğim zamanları biliyorum. Hatta çok sonradan öğrendim ki; diğer mağaza müdürümüz, beni ilk gördüğünde, beni ise alan müdürüme ‘sen n’ aptin biz bu kıza nasıl personel kıyafeti bulacağız. ‘ demiş… 😂 Bakmayın şimdi güldüğüme o zamanlar o kıyafetlerin içine girememek, t-shirtun içine atlet giyip koca bedenini kamufle etmek hiç kolay olmuyordu.

Derken, borçlarımı 6 ayda bitirdim. Tabi o zaman deli çağlar… Değişiklik, aksiyon arıyorsun. Müdürüme dedim; Ben gider… Kimse beni burda tutamaz. Bana söylediği tek şey şuydu. ‘Eğer, daha iyi bir iş bulmadan gidersen sana hakkımı helal etmem. Ben senin ihtiyacın olduğu zaman senin yanındaydım, şimdi sen bizi yarı yolda bırakıp, terfi sürecini beklemeyip gidemezsin.’

Sıkıyorsa git.

Gidemedim…

Ve acısı ile tatlısı ile 11 yılı aynı firmada, en iyi mağazalarda çalışarak geçirdim. Daha iyi şartlar için bana en güzel referans oldu. En güzel dostluklarımı, arkadaşlarımı, şuan bildiğim herşeyi, hiçbir zaman önyargılı olmayan o güzel insana borçluyum.

Şimdi ben de bir yönetici olarak, insanlara hiç bir zaman önyargılı olmamaya çalışıyorum. Eğer kilolu ise, motive edip destek oluyorum. Ama en çokta kilolu insanlara destek olmayı seviyorum. Çünkü; o koltukta hep ben oturuyorum.

1 Comment

Bir Cevap Yazın