O’nun Hikayesi 10 / Bay Doğru

‘Toprak ile suyun kavuşmasındaki olağanüstü mucize gibi, kendin gibi rengarenk çiçekler açmama sebep olan mis kokulum..

Fırtınalı, yağmurlu soğuk kış gecelerinde hiç yaz gelmeyecek diye düşünürken; kışımı yaza çeviren güzel kadın…

Akşam gelemeyeceğim için üzgünüm.’

Bu mesaj ile uyanmıştı kadın… Ama daha üç beş dakika önce bile rüyasında her zamanki gibi beyni ve kalbi arasındaki soğuk savaşa şahitlik ediyordu. Bir yandan gününü aydınlatan adamın yüzünde tebessüm oluşturan mesajını okurken; diğer yandan kendine sorular sormaya devam ediyordu.

Bu zamana kadar savunduğu kendi doğruları ile ne kadar mutlu olabilmişti?

Daha ne kadar başkalarının doğruları ile başkalarının istediği şekilde yaşayacaktı?

İnsanlar ona karşı adım attığında neden geri çekilmek yerine onları itiyordu?

Yaşadığı hayal kırıklıklarını tekrar yaşamayacağının garantisi var mıydı? Neyin garantisi vardı ki; şu ölümlü dünyada?

Kalbi hala paramparça iken nasıl bu kadar savunmasız kalabilmişti?

Soruların cevapları içinde boğulmadan kalktı yatağından ve bir kahve almak için mutfağa gitti. Çok sevdiği beyaz koltuğuna oturduğunda mesajı tekrar okudu. Ve çok sonra kafasına dank etti. İç sesi başlamıştı yine konuşmaya;

Bugün 14 Şubat yani Sevgililer Günü! Ne demek akşam gelemeyeceğim, zaten gelsen şaşırırdım! Bu bizim ilk Sevgililer Günümüz. Hayatımda ilk defa Sevgililer Günü’nde sevgilim var ama yok! Biz gerçekten ne’yiz?

diye düşünürken yerinden kalktı ve işe gitmek için son hazırlıklarını yaptı. Çok sevdiği kahverengi rujunu da çantasına atarak  hızlı adımlar ile evden çıktı. İş yerine gittiğinde en azından bir çiçek bekledi ama gelmemişti. Çok zor ve hayal kırıklığı ile dolu bir gün geçirmişti. Aşık olduğu adamın onun yanında olması gerekirken; sanki başka kimse yokmuş gibi erkek kardeşini Anadolu yakasındaki hava alanına bırakıp ailesinin yanına geçecekti. Saat gece on ikiye geliyordu ve karşıdan Avrupa yakasına geçmek o saatte çok da mümkün değildi. Pişmanlıkları, ümitsizliği ile kendisine bir kadeh şarap alıp çok sevdiği mumları yaktı ve düşünmeye başladı.

Unutmuştu bunca zaman içinde kendini dinlemeyi. Birilerine faydalı olmak, birilerini mutlu etmek, birilerini yalnız bırakmamaya çalışmak için o kadar çok koşturmuştu ki; yorulmuştu. Bir bakmıştı; kendi yalnızlığında kaybolmuştu. Gerçekten ilk defa kendini bu denli yalnız hissediyordu. İlk defa içindeki sese kulak vermek istiyordu ama duyamıyordu, yapamıyordu. İçindeki ses çığlık çığlığa bağırırken başka bir ses duyamıyordu.

‘Hadi bir cesaret!…

Yapamazdı, henüz buna hazır değildi. Üzerinde eskiden kalma öyle büyük bir yıkıntı vardı ki; yıkılırken duyduğu sesler kulağını sağır etmişti sanki. Kırılan kalbinin parçalarını henüz toplamamıştı ki; nereden çıkmıştı bu adam şimdi! İçinde bulunduğu durumdan içi cayır cayır yanarken avaz avaz bağırmak istiyordu;

‘Benim caaaaaaan kırıklarım var!’ Dokunmaya çalışan kişinin elini, kalbini, yüreğini paramparça yapan can kırıkları…

Olsa kaç yazardı ki; hayat her zamanki gibi iyi-kötü sürprizlerini onun için hazırlarken…

Ve birden kapı çaldı. Adam ellerinde kırmızı güller ile yağmurdan sırılsıklam olmuş şekilde tam karşısındaydı. ‘Sevgililer günümüz kutlu olsun Sevgilim, seni yalnız bırakmak istemedim.’ Gözlerine inanamıyordu kadın, gözyaşlarına hakim olamıyordu. O kadar mutlu olmuştu ki; kafasındaki bütün sorular cevap bulmuştu sanki. Ona da bir kadeh getirdikten sonra hayaller kurmaya başladılar.

Yazın araba ile Akdeniz ya da Ege turu yapacaklardı. Bütün koyları, kıyıları, yolları, denizleri yeniden keşfedecek birbirlerine ait olmanın tadını çıkaracaklardı. Yaşlandıklarında da deniz kenarı bir yerde ev alacaklardı…

Hayal aleminden çıkıp yatağa yattığında yine o karamsar düşünceler sardı aklını. Onunla tanışalı henüz üç dört ay olmuştu ama kafasına oturmayan, içine sinmeyen bir şeyler vardı. Anlamsız, kafasını kurcalayan, sürekli karşısındaki insanı sorgulatır cinsten şeyler…

Telefonunun ekranındaki o sarışın küçük kız çocuğu kimdi mesela?

Neden akşam saat on birden sonra ona ulaşamıyordu?

Neden ‘Biz neyiz?’ sorusunun cevabı mart ayındaydı?

Şubat 26 gecesi…

Kadın, en sevdiği arkadaşları ve yıllar sonra gelen büyük aşkı ile oturduğu yemek masasından su almak için kalktığında; kadının en yakın arkadaşı adama sordu;

Büyük sürprize sadece üç gün kaldı. Çok merak ediyoruz ne olduğunu, yoksa evlilik teklifi mi yapacaksın?

Kocası ile şiddetli bir ayrılık süreci geçiren kadının arkadaşına;

Senin beni daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum aslında. Bana söylemem konusunda yardımcı olur musun? dedi adam. Kadın daha o an anlamıştı ne olduğunu.

Hafif çakırkeyf olan kadın kahkahalar ile masaya otururken; ağladığını gördü adamın. Boncuk boncuk yaşlar dökülüyordu gözlerinden. Ne olduğunu anlayamadı. Kadının arkadaşları onları yalnız bırakmak için masadan kalktıktan sonra adam hayatını tüm gerçekliği ile açtı karşısında ona aşk ile bakan kadına. Ellerini avuçlarının içine alıp anlatmaya başladı.

‘Bundan üç yıl önce evlendim. Bir yıl sonra anlaşamadığımız için O’nunla anlaşamadığımız için ayrılmaya karar verdik. Boşanma davası açtık fakat sonrasında hamile olduğunu öğrendik. Geç kalmıştık bu nedenle de devam etmeye karar verdik. Ama artık yapamıyorum. Kızım için bile olsa artık anlaşamadığım bir insan ile bu evliliği sürdüremem. Seninle tanıştığımızda arkadaş olarak görüyordum. Ama seninle vakit geçirdikçe, seni tanıdıkça daha da bağlanıyorum. Bu süreçlerden sonra hayatıma kimse ile devam etmek istemiyordum ya da ne bileyim bir şekilde hayatıma bakarım diyordum. Olmadı, iyi ki de olmadı…

Nasıl bir kadınsın sen?

Benimle konuşurken sevgili, annen ile konuştuğunda evlat, çalıştığın yerde dominant bir iş kadını, yeğenlerin ile konuşurken hala ya da teyze olabiliyorsun. Bukelamun gibisin ve ben sana her gün yeniden aşık oluyorum. ‘

Sessizlik…

‘Ben ne diyeceğimi bilemiyorum…’

‘Bana şuan cevap vermek zorunda değilsin. Bana görüşmeyelim dersen anlarım, bütün süreçleri bitir öyle başlayalım dersin anlarım. Ama isterim ki; Bu zor süreçleri birlikte atlatalım.’

Sonra düşündü kadın…

Havuz manzaralı evinden dışarı bakarken kaç sade kahve, kaç sigara içtiğini bilmiyordu. Tek bildiği onunla tanıştığı günden itibaren güneşin bile farklı doğduğuydu. Bu zamana kadar olan bütün doğrularının hiçbir işe yaramayıp onu bu denli mutlu etmediğiydi. Artık hayatında ona sürprizler yapan, onu mutlu etmeye çalışan bir adamın olduğuydu. Birlikte hayaller kurduğu yol arkadaşının olduğuydu. Bu zamana kadar koruduğu kolladığı çocukluğunu teslim ettiği, elinde rengarenk çiçeklerle gelen adam ile mutlu olduğuydu.

Beklediğine değmişti…

Tüm yanlışları ile ona gelen doğru bir adam… Tüm benliğini, arzularını, isteklerini, beklentilerini değiştiren bir adam… Şimdiye kadar hayatına giren herkes ona illa ki bir şeyler katmıştı ama hiçbiri bu kadar anlamlı olmamıştı.

Mart…

Dava sonuçlanmış, her şey şimdi olduğundan daha da anlamlı bir hal almıştı. Birlikte güzel ve mutlu bir gelecek onları bekliyordu.

Bana yaşadıklarını anlatırken bile yüzünde çiçekler açan güzeller güzeli arkadaşım çok mutlu ol çok…

Bana ‘Cesur Ol’ derken sanki rolleri değişmiştik fark etmedim sanma 🙂

Biri ile yollarımızın kesişmesi ya da başımıza bazı olayların gelmesi hiç bir zaman tesadüf değildir. Biz ona o an ‘tesadüf’ deriz ama gördüğünüz gibi kocaman sürprizlere dönüşebilir.

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın