O’nun Hikayesi 8 / Ayağa Kalk

Birinin kalbine, ruhuna, hayatına dokunmuş olmanın verdiği o muhteşem hissi bilir misiniz?

Ben çok şanslıyım ki; bunu ara ara yaşıyorum.

Ama kalbine dokunuyorum, ama ruhuna, ama hayatına…

Uzun zaman önce iş dünyasını takip etmek için kullandığım bir portalda başarıları nedeni ile üst sıralarda yer alan bir iş adamını görmüştüm. Adamın özgeçmişine baktığımda ‘Vay beee!!!’ demiştim.

Genç yaşına rağmen; uluslararası birçok ödül almış, üç dil bilen, bir çok konuda uzmanlaşmış, birçok kanalda röportajı olan, iş hayatı üzerine onlarca makale yazmış karizmatik, oldukça yakışıklı bir adam…

Böyle bir adamı ne tür bir sorunu olabilirdi ki?

Herşey fazlası ile mükemmel görünüyor benim açımdan.

Yaklaşık altı ay önce herşeyden elini ayağını çektiğini belirten bir yazı ile uzaklaşmıştı bütün iş çevresinden. Ben o yazıyı okuduğum zaman ‘Kimbilir ne gibi sürprizler ile karşımıza çıkacak.’ diye düşünmüştüm ama olay aslında öyle değilmiş.

Geçenlerde bir yazı üzerinden sohbet etme şansımız oldu.

Birçok kişi için idol sayılabilecek bir insanın kendi iç ve özel dünyasında ne gibi sıkıntılar yaşadığını hayretler içerisinde dinledim.

Erken yaşlarda gelen o kadar başarı, evlilik hayatında yaşanan sorunlar, çocuğunun velayet olayları, yaşadığı panik atak nedeni ile kendini herkesten, herşeyden soyutlamaya itmiş onu…

Şöyle düşünün; İyi bir aile ve iş hayatınız, aynı zamanda hatırı sayılır bir iş çevreniz var ama bir anda herşey tepetaklak oluyor.

Sevdiğiniz kadın için; ailenizden uzaklaşıp, yaşadığınız şehri değiştiriyorsunuz. Ama herşeyi ile doyumsuz ve anlayışsız biri ile berabersiniz. Yaşadığınız sorunlardan çocuğunuz etkilenmesin diye tahammül ettiğiniz günler, geceler…

Sonra boşanmaya karar veriyorsunuz. Çocuğunuzun velayeti yaşı küçük olduğu için anneye veriliyor. Özel hayatınızda yaşadığınız sorunlar nedeni ile ortaya çıkan panik atağı da eklersek sosyal hayata devam etmek aslında ne kadar zor…

Radikal bir karar ile işten ayrılıyorsunuz ve ailenizin yanına yerleşiyorsunuz. Hayattan o kadar beklentiniz yok ki; yaklaşık bir yıl hiçbirşey yapmadan sadece gündelik hayatınıza devam edebiliyorsunuz. Üretkenliğinizden eser yok. Ait olduğunuz çevre size yedi kat yabancı ve kendini hiçbir yere ait hissedemiyorsunuz. Nerden tutmaya çalışsanız elinizde kalıyor yani hayatınız.

Aslında ne kadar tuhaf değil mi?

Hayranlık ile takip ettiğimiz insanların aslında hiç bilmediğimiz ne büyük sorunları var.

İnsanların iyi semtlerde yaşayarak, süper lüks araçlara binerek, marka kıyafetler- aksesuarlar kullanarak mutlu olduğunu düşünüyoruz.

Ne büyük yanılgı!

Aslında kimse kimsenin nasıl olduğu ya da ne hissettiği ile ilgilenmiyor.

Ben de ilk gördüğümde asla düşünemezdim böyle bir adamın geri planda bu tarz sorunlar ile boğuştuğunu…

Ben onunla ilk konuştuğumda; kendini bulacağını, ait olduğu hayata geri döneceğini,yaşadığı sorunların üzerinden bir bir geleceğini biliyordum. Bir an bile yapamayacağı konusunda tereddüt etmedim ve öyle de oldu.

Konuşmalarımızın hepsinde ona tek söylediğim; içindeki çocuk ile barışmasıydı. Ve sanırım o bunu layığı ile yaptı.

Ayağa kalktı…

Şimdilerde uluslararası bir markada çalışmaya, iş hayatı ile ilgili özlediğimiz makaleleri yazmaya, kendine ait olanları yeniden toparlamaya başladı.

Bol şans güzel adam…

Seçtiğin yolun, dilediğin ve hak ettiğin bütün güzellikleri getirmesi dileklerimle…

Bir Cevap Yazın